Önceleri, çok mutlu, genç bir eşti. Zaman geçtikçe işi elinden kaymaya, gözleri, bakışları donuklaşmaya başladı. Yankılarda, ona doğru gelen bir şeyler vardı. Zayıftılar, uzaktaydılar, sesleri duyulmuyordu bile. Ama yüreğini kıpırdatıyordu. Umutlar ve kuşkular kıpırdıyordu içinde. Umutlar; henüz tadamadığı umutlardı onlar. Kuşkular...dünyada, bu sevgileri tadacak kadar yaşayamayacağı kuşkularıydı bunlar. Göğsünü daraltan, yaklaşan ayak sesleri içinde, kendi mezarının sesini de duyuyor, kocasını tek başına perişan, mahzun bırakma düşüncesi, kendisi için gözyaşı sel olup akan bir eş düşüncesi, onu yıkıyordu.