Başkalarının hep iyi yönlerini görmek ister ve bazen de bunun için düş kırıklığına uğramayacağını umarak onlara güvenme yolunu seçer, ama yine de uğrar.
Hayatımı yaşamış olmadığım, ona hep belli bir mesafeden bakmış, sadece tek bir yanımı geliştirmiş ve insan olarak yoksul kalmış olduğum duygusu içindeydim. Sen hep benden daha zengin olmuştun ve yine öyleydin. Tüm boyutlarınla serpilip gelişmiştin. Hayatını sindire sindire yaşıyordun; oysa ben, sanki hayatımız gerçek anlamda ancak daha ilerde başlayacakmış gibi, bir sonraki işe geçme telaşı içindeydim daima.
İnsan sona gelmiş olduğunu kabul etmeli: başka hiçbir yerde değil burada olduğunu, başka bir şeyi değil bunu yaptığını, asla ya da daima değil şimdi yapmakta olduğunu sadece bu yaşama sahip olduğunu kabul etmeli.
Yetişkinlerin dünyasında kendine ait hiç yerin yoktu. Tüm evrenin eğreti olduğu için güçlü olmaya mahkumdun. Gizli kırılganlığının yanında gücünü hep hissettim. Üstesinden gelinmiş kırılganlığını, kırılgan gücünü seviyordum. İkimiz de eğretilik ve çatışma ürünü çocuklardık. Karşılıklı olarak birbirimizi diğerinden korumak için yaratılmıştık. Bize doğuştan verilmeyen dünyadaki yerimizi birbirimiz aracılığıyla birlikte yaratmaya ihtiyacımız vardı.