Feyza İyim

Feyza İyim
@feyzaiyim
Lev Tolstoy – İvan İlyiç’in Ölümü
Puan vermedi
Tolstoy’un İvan İlyiç’in Ölümü romanı, okuru ilk satırdan itibaren huzursuzluğa davet ediyor. Çünkü kitap, daha açılışta İvan’ın ölüm ilanıyla karşı karşıya bırakıyor okuru. Adliyede dolaşan soğuk fısıltılar, meslektaşların yüzündeki yapay ciddiyet, terfi hesaplarının gölgesinde okunan taziye satırları… Ölümün, insanların gözünde ne kadar hızlı sıradanlaştığını görmek romanı benzersiz kılıyor. İnsan öldüğünde geride kalanların aklından gerçekten ne geçer? İvan’ın cenazesi, soruya dürüst ve rahatsız edici şekilde yanıtını veriyor. Geçmişe döndüğümüzde, toplumsal normlara kusursuz uyum sağlayan düzenli bir hayatla karşılaşıyoruz. Görevinde yükselen, çevresinde saygı uyandıran, her adımını “olması gerektiği gibi” tasarlayan İvan. Ev düzeni, kariyer planı, sosyal ilişkiler… Hepsinde özen var, sadakat var, ölçü var. Taşınma sırasında yaşanan küçük kaza, ardından gelen ağrılar ve sonuçsuz muayeneler ile bu şık düzen yavaş yavaş çözülmeye başlıyor. Doktorların soğuk yaklaşımı, ev halkının sabırsız tepkisi, yakın çevrenin umursamazlığı. İvan’ın sancıları çoğaldıkça çevrenin duvarları da büyüyor. Son bölümlerde Tolstoy, insan ruhunun karanlık koridorlarını adım adım açıyor. İvan’ın nefesleri daralırken, zihni berraklaşıyor. Korku ise yerini kabullenişe bırakıyor.
Edebiyat
İvan İlyiç'in ÖlümüLev Tolstoy · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202260,9bin okunma
Yaşayan Ölüler Şehri – Fletcher Pratt & Laurence Manning
Puan vermedi
Yaşayan Ölüler Şehri – Fletcher Pratt & Laurence Manning Bilimkurgu çoğu zaman geleceği hayal eder; fakat bazı metinler geleceği öyle bir yerden yakalar ki, aradan geçen onlarca yıla rağmen bugünü bizden daha iyi anlatmayı başarır. Yaşayan Ölüler Şehri tam da böyle bir kitap. Makineler hayatı kolaylaştırdıkça insan, kendi üretiminden uzaklaşıyor. Anlam arayışı yerini konfora bırakıyor. Sonunda, kendi yarattığı düzenin enerji kaynağı hâline gelen kitleler ortaya çıkıyor. Teknolojik ilerlemenin yarattığı tarifsiz rehavet, insan doğasının yavaş çöküşünü hızlandırıyor. Pratt ve Manning’in yarattığı distopyada insanlar, makinelerin sunduğu konfor içinde yavaş yavaş kendilerini tüketiyor. Zaman çoğaldıkça anlam azalıyor; özgürlük arttıkça amaç kayboluyor. Sonunda insan, kendi yarattığı düzenin sadece enerji kaynağına dönüşüyor. Bugünün sanal dünyası, bağımlılık yaratan ekranlar, “daha hızlı – daha kolay – daha konforlu” diye yanıp tutuşan hayatlarımız düşünüldüğünde, metnin yarattığı ürperti daha da derinleşiyor. Kitabın en etkileyici tarafı ise şu soruyu sert biçimde yüzümüze çarpması: “24 saatin tamamı sana kalsa, gerçekten ne yapardın?” Heyecan arayan, tatmini geciktiren, anlamı erteleyen ve sonunda kendini makinelerin sunduğu “daha iyi” bir gerçekliğe teslim eden insanlık…
Yaşayan Ölüler ŞehriFletcher Pratt · Altıkırkbeş Yayınları · 201655 okunma
Gündüz Şeytanları - Neden Okumalısınız?
9/10
·120 syf.··
2025 46. kitabı
Gündüz Şeytanları – Junichiro Tanizaki 20. yüzyıl Japon edebiyatının ustalarından Tanizaki, Gündüz Şeytanları’nda insan doğasının en gizli yönlerini, arzunun ve suçun sınırında nasıl dolaştığını anlatır. Yazar Takahaşi, sabaha karşı eski dostu Sonomura’dan gelen bir telefonla sarsılır. Sonomura, Poe’nun “Altın Böcek” öyküsünden esinlenerek gizli kodu çözdüğünü, gece yarısı işlenecek cinayetin yerini ve saatini bildiğini söyler. Takahaşi, merakına yenik düşerek, Tokyo sokaklarının içine gizlenmiş karanlık senaryoyu izlemeye gider. Ancak her adımda, seyirci olmaktan çıkıp hikâyenin parçası hâline gelir. Tanizaki, yalnızca eylemleri değil, görme arzusunu da sorgular. Göz neden uzak kalamaz? Gizleneni görmek mi büyüler, yoksa bilinmeyene yaklaşmak mı? Her sahne, röntgenciliğin estetik hâle geldiği rahatsız edici güzellik taşır. Okur, farkında olmadan aynı delikten bakmaya koyulur. Şaşırmaya hazırsanız, muhakkak kitap okuma listenize ekleyin derim.
Gündüz ŞeytanlarıCuniçiro Tanizaki · İthaki Yayınları · 2025200 okunma
Sybil
Puan vermedi
Zamanı, mekânı, benliği kaybetmenin ne demek olduğunu hiç düşündünüz mü? Ya her sabah farklı biri olarak uyanmak zorunda kalsaydınız? Bir çocuk düşünün. Sevgi yerine şiddet gördüğü, oyun yerine acıyla büyüdüğü. Çocuk, hayatta kalmak için 17 farklı kişiye bölünüyor. Sybil, insan zihninin dayanma gücünü, çocukluk travmalarının nasıl şekil değiştirdiğini ve hatırlanmayan anıların nasıl iz bıraktığını gösteriyor. Her karakter başka bir acıyı, başka bir duyguyu taşıyor. Her biri bir ‘korunma biçimi’. Okudukça büyüyoruz. Anladıkça derinleşiyoruz. Takip et, çünkü sırada seni etkileyecek başka hikâyeler olacak.
SybilFlora Rheta Schreiber · E Yayınları · 2001574 okunma
Kız Kardeşim Seri Katil
8/10
·224 syf.··
2025 31. kitabı
Kız kardeşiniz sizi arayıp “Onu ben öl**rdüm” derse ne yaparsınız? Polisi mi ararsınız? Psikoloğa mı gidersiniz? Yoksa mutfak dolabını açıp çamaşır suyunu mu çıkarırsınız? İki kız kardeş düşünün. Biri güzelliğiyle erkekleri öldürüyor. (Mecaz değil, gerçek) Diğeri ise çamaşır suyu, eldiven ve soğukkanlılıkla izleri siliyor. Ablalık böyle mi olur? Korede, başhemşire. Duygularını bir komadaki hastaya anlatıyor. En yakın arkadaşının nefes almadığı bir adam olması bile bu şehirde garip sayılmıyor. Ayoola, “güzellik ayrıcalığı”nın vücut bulmuş hali. Erkekleri cezbetmekle kalmıyor, onların kuklası olmasını sağlıyor. Baba, iki kızının çocukluğunu şekillendiren baskıcı, şid*et yanlısı ve yozlaşmış biri. Ayoola’nın kolaylıkla şiddete başvurmasında da Korede’nin suskunluğunun kökeninde de baba var. “Babam bizi d*verdi. Babam bizi satmaya çalışırdı. Babam… susmamız için bize susmayı öğretti.” Kız Kardeşim Seri K*til kitabını okurken sinirlenecek ama sonuna kadar okumadan da bırakamayacaksınız.
Edebiyat
Kız Kardeşim Seri KatilOyinkan Braithwaite · Mundi Yayınları · 2019168 okunma