Kahramanın kılıcı karşısında yelkenleri suya indiren, diz çöküp merhamet dilenen gururlu cadı. Kadınlara haddini bildirmek ozanların en sevdiği vakit geçirme biçimi gibi geliyordu bana. Yerlerde sürünüp ağlamazsak gerçek bir hikâye olmazmış gibi.
Tatlım. Bu sözcük beni bir an geriletti Daha önce bana tanrıça diye hitap etmişlerdi, tanrıça olduğumu düşündüklerine inanıyordum. Ama huşu ya da dini bir hürmet göstermemiş olduklarını fark ettim. Unvan, sadece yalnız bir kadına sunulan iltifatkâr bir kibarlıktı. Hermes'in uzun süre önce söylediği şeyi hatırladım. Sesin ölümlü sesi. Senden, bizden korktukları kadar korkmayacaklar.
"Peki bu ölümlü karşılık olarak sana ne sunuyor?"
"Ne mi sunuyor?"
Başını iki yana salladı. "Canım benim, mutlaka bir şey sunmak zorundalar. Küçük bile olsa, pınarına dökülen şarap bile olsa. Yoksa sonradan minnettar olmayı unuturlar."
Tanrıların acıdan ne kadar korktuğunu bilemezsiniz. Onlara daha yabancı bir şey yoktur, o yüzden de başka hiçbir şey içlerıni bu kadar derinden sızlatmaz.