Bir gece birkaç arkadaşımla beraber o korunun girişinden geçiyorduk. Gece gayet parlak bir mehtapla aydınlanmıştı. Ayın ışığı karşı taraftaki ufuklarda, o saatte derin bir uykuya dalmış gibi görünen ve tülden yorgan gibi gayet hafif ve şeffaf bir sisle örtülü olan İstanbul'u gösteriyor, suların üzerinde çırpınıyor, engin ufuklarda aşktan yorgun düşmüş bir halde semanın mavi gözlerini öpüyor, kuşlarla cilveleşiyor, ağaçların hafif bir rüzgârla kıpırdayan yapraklarından koruluğa damlıyordu. O esnada etrafımızda bir ses işittik. Bu ses bir asrın geçtiği yoldan uzaklaşıp gidiyordu. Dikkat kesilerek dinledik:
Gönlümü dûçar eden bu hâle hep Kara kaşlım kara gözlümdür sebep Ettiğim âh u figâna rûz u şeb
Kara kaşlım kara gözlümdür sebep*
...
Kara kaşlardan, kara gözlerden feryat figan eden bu adam ak saçlı, ak sakallı bir ihtiyardı. O dakikada benim büyük Sadi'min:
Ey sîm-ten siyah-gîsû
Ez fikr serem sepîd kerdi*
*Şevki Bey'in hicazkâr makamında bestelediği şarkı. (Rûz u şeb: Gece gün düz)
*Sadi Divanı'ndan bir beyit (Farsça): "Ey gümüş tenli, siyah saçlı, düşüncenden saçlarım ağardı."