Evrenden bıktığımı size itiraf edeyim. Tanrı da benim kadar bıktı; nasıl üstümüze kaldığını bilmediğimiz bu aşkın sorumluluklardan bizi kurtaracak bir uykuya seve seve yatardık.
Yıllardır yapılan çalışmalar çok net göstermekteydi ki sarılmak oksitosin denen hormonun salgılanmasına neden olan harika bir fizyolojik olaydı. O nedenle nerede aşk acısı çeken biri görülse yapılacak şey çok basitti aslında. Ona karşı sabırlı olmak, fiziksel acı ve yoksunluk çektiğini unutmamak ve ona bol bol sarılmak.
Doğru zaman gelene kadar Belen ne severse, Kayra da o şeyleri seviyordu işte. Çünkü aşk denen şey garip bir virüstü ve hedef organı ne yazık ki doğrudan beyindi.
“Canının ne kadar yanacağı biraz da senin elinde Meryam. Çatlamalar ve kırılmalar hayatın en önemli dinamikleridir. Burada önemli olan kırılmanın nasıl yaşandığıdır. Yumurtayı düşün Meryam. Eğer yumurta içeriden kırılırsa hayat başlar. Yok, eğer yumurta dışarıdan kırılırsa işte o zaman bir hayat son bulur. Yani içten başlamayan dönüşümler ölümcüldür. Şu an hayatın bir kabuk ve elinde duruyor. Karar senin. Bir kırılma olacak ve bu kırılmanın nereden olacağı tümüyle senin elinde.”