Ölümün gerçekliği içinde, nesneler zavallı bir biçimde anlamlarından soyunmuş, gerçek dışı bir evde taşınmışlardı sanki. Mutluluklar, ışıltılar, çınlamalar, yakınmalar, yavan sözler, imgeler,hırslar ve acılar da öyle. Tek ve tartışılmaz gerçek ölümdü ve geriye kalan ne varsa, bilinmeyen, bozguncu bir delinin kağıtlara yazdığı hayal ürünü şeylerdi.