“Dünyaya geldiğimden beri bu …-den beri bana öyle korkunç bir anlamda yüklü görünüyor ki, katlanılmaz oluyor” Diyor Cioran ve insanın dünyaya ilk geldiği günden itibaren katlanılmaz bir varlık çabası içerisinde olduğunu hatırlatıyor. Doğmuşsun, dünyaya bir varlık olarak gelmişsin ve bundan daha kötüsü yok. “Şu ânın içinde asla rahat değilim; beni, ancak benden önce gelen, beni buradan uzaklaştıran şey ayartıyor, varolmadığım o sayısız anlar: doğmuş olmayan.” Yazarın fikrine göre; insanın varlığı o kadar çaresiz bir anlama geliyor ki onu ayartan var kılan zamanı, sadece doğmuş olmadığı anlarda bulabiliyor. Bu nedenle insan doğmamış olduğu o anlarda bir varlık ve anlam konumuna ulaşabiliyor. “İnsanlığın ne denli büyük gerileme içerisinde olduğunu, doğumun ve ağıtları daha da körüklediği tek bir halkın, tek bir kabilenin olmamasından daha iyi hiçbir şey kanıtlayamaz.” İnsanlık gerileme içerisine çünkü ölüme dair onca yas ritüeli varken, doğum durumunda böyle bir şeye rastlanmıyor. Doğuma hep olumlu anlamlar yükleniyor. İnsan asıl doğmuş olmanın bir yas sebebi olduğunun farkında bile değil ve boşuna varolmak için çabalayıp duruyor aldığı karşılık ise hep hiçlik. Oysa asıl doğmanın üzüntü kaynağı olduğunu kabul edebilse belki de dünyadaki anlamsızlığını da kabul edebilecek ve bunun bir gerileme olduğunu fark edebilecek ancak o tersi için çabalıyor ve doğmuş olmanın sakıncalı bir şey olduğunu anlayamıyor.
Cioran insan varlığının dünyadaki icraatlarını da oldukça sert bir üslûpla eleştiren bir düşünür. Belki de insanın varlığının bu kadar anlamsız olmasının sebebi türünün dünyaya getirdiği olumsuzluklar. Kendisinin dünyadaki anlamsızlığını kavradıkça dünyadaki diğer türler üzerinde hükümranlık ilan edip, onları da kendi hiçliğinde boğma çabası. “İnsan özel bir koku yayar: