‘‘ Zaten üzüleceğiniz kadar üzüldünüz. O umut devam ettikçe üzüntünüz hiç azalmayacak. İçinizdeki o umudu öldürebilirseniz hayata yeniden başlayabilirsiniz. ”
Onca yükün arasında soluklandık birkaç nefes.
O kış aylarında montumu almayı unutturan heves,
şimdi sıcacık evimde üşütüyor beni.
Söyle bana, yüzüme yüzüme söyle.
Sen bilirsin, zor muydu kolaya kaçmak?
Ben anlatayım sana, kor muydu yarayı taşımak..
İkimiz de evet diyelim sorumuzun cevaplarına.
Belki de kolaya kaçmak yoktu ortada,
kor olan yaranın umursanmayışı vardı.
Büyük geliyor bedenime artık montum.
Eriyor muyum?
Üzerimdeki yaraların mı zayıflatıyor beni, bilmiyorum..
Büyük geliyor bedenime artık montum..
Enes~
Bıraktım, emekleri hiç eden ne varsa.
Ne bir çiçeği alırım elime, dikeni için varsa;
Ne de buğulu camımı silerim parmaklarımla,
Örülmüş duvarlarına bakmak için.
Sen, sevdayı hafife aldın canım benim.
Ya da hafifin sevdaydı senin, her neyse.
Bıraktım, yaptığından önce sözlerine inanmayı.
Kuruttun, kokusunun güç verdiği bahçemizi.
Enes~
Dört günlük açlığın içinde bölüştüm simitimi seninle.
Suya hasretken dinledim senin denizli masallarını.
Şu sıkışık kalbimle sevdim seni.
Yorgun ellerimle gösterdim seni yüreğime.
Sen, sen, sen diye.
Enes~