Sindire sindire okunması gereken bir kitap. Günlerdir etkisinden çıkabilmiş değilim. Gözlerim kimin yüz hatlarına değse yüreğimi ve aklımı acı bir merak sarıyor acaba onun "dünya ağrısı" ne ki... Hepimizin peşini bırakmayan Mürşit'in, Madenci Uzay'ın dünya ağrılarına benzemese de bir dünya ağrısı illa ki var. Ağrısız dünya insan oğlunun yaratılış amacına aykırı olur zaten...
"İçim acıyor" gerçekten içim acıyor. Kitap içinde bu cümle ile defalarca karşılaşıyor insan ama benim şuan gerçekten içim acıyor. Kitabın bazı yerlerini aklımdan silemiyorum. Mürşit'in çocuk yaşta karışmış olduğu bir suçun neticesinde babasına söylediği sözü unutamıyorum: " Ama adam Aleviymiş".... alevi, ermeni, kürt diye zulüm gören insanları düşündükçe içim acıyor. Insana insan olduğu için değer vermeliydik oysa...
Kitaptan iki alıntı:
“Gerçeğin kuyusu bir cehennem," dedi. "Ömrümüz gerçeğin kuyusuna inmemek için mücadele etmekle geçiyor. Sen bu yüzden kendini başkalarının kuyusuna atıyorsun, ben bu yüzden başımı alıp gidiyorum. Kendi kuyumuza inip kendimizi tanımak istemiyoruz. Biliyoruz çünkü ne kadar aciz, zavallı, korkak, tiksindirici olduğumuzu. Ama bilmek istemiyoruz." “Bilirsek nasıl dayanırız kendimize?” dedi Mürşit. “İnsanın kendine dayanması imkânsız."
“Hayat kayaç katmanları gibi parçalarına ayrılan değersiz bir kütledir." Madenci gülümsedi, bu umutsuzluk denizine bir şey atmak ister gibi Mürşit'e baktı. “Ama gene de bir yerlerinde altın var," dedi
Dünya ağrılarımız insanlık adına olsun... Bir yerler de saklı olan altınları bulmak ümidiyle... iyi okumalar