Paddy civardaki bir tarladan gelen büyük, şişman, uykulu gözlü ve kocaman kuyruğu arka bacaklarına ip gibi dolanmış olan kahverengi bir inekle arkadaş oldu. "Onu sağacağım!" dedi ve hepimiz ona güldük. Ama ineğin kulağına sevgi dolu sözler fısıldayıp onu ikna etti ve sonunda onu sabitleyip, bir kütüğün üzerinde oturarak kovayı altına koydu ve bize sırıttı; "Şimdi izleyin!" dedi. İzliyorduk, fakat elini uzatıp ineğin memesine koyduğunda arka ayağıyla kızgın bir şekilde saldırdı ve onu sırt üstü yapıştırdı. Sonra kuyruğunu sallayarak yavaşça uzaklaştı. Paddy; "Nasıl olsa O da bir bayan!" dedi ve hepimiz kahkaha attık.
Zavallı acınası baba/lar. Stefan Zweig, çağımızın büyük sorununa ayna tutmuş bir nevi. Despot tüm yetkiyi eline almış eşini yürüyen para olarak gören ve değerlendiren bir eş figürü ve buna göz yummuş, kabullenmiş, sindirilmiş bir adam karakteri... Hikâyenin her satırını ruhumun derinliklerinde hissettim. Babaya çok üzüldüm ama kendini bu denli küçülten bir adama üzülmek hak mıdır diye sorgulamadan da kendimi alamadım. Zaten baba karekteri de kendini sorgulayan ama bu aşağılanmışlığı kabul eden bir adamdı.