Bu kitap #bizeyalansöylediler @sinemmeloglu dostumdan hediye geldi.
🪽Belki de bu yüzden hikâyesi daha baştan başka bir yerden dokundu.
Bazı kitaplar vardır; seçmezsin, sana gelir.
Ve okuduğunda neden tam da o anda eline geçtiğini anlarsın.
Vee kitap beni gerçekten zorladı.
Savaş, göç, açlık, sınırlar, sorgular… ama asıl can yakan şey bütün bunların “düzen” adı altında yapılması.
Bir annenin, küçücük bir çocukla hayatta kalmaya çalışırken sistem tarafından parça parça koparılışını okumak kolay değil.
Yasalar var ama adalet yok.
Koruma var ama merhamet yok.
Hikâye boyunca insanlar değil, kurallar acımasız.
İyi niyet cezalandırılıyor, güç ise hep haklı sayılıyor.
Ve olan, en çok da çocuklara oluyor.
Lena, Ella, Katrina, Enzo, Silas, Bonnie ve Jack Henry;
her biri bu düzenin içinde başka bir yerden kırılıyor ama aynı sessizlikte buluşuyor.
Kitabın Yazar Notu ise okunanların kurgu olmadığını,
ırk ıslahı, zorla kısırlaştırma, akıl hastaneleri ve göçmen politikalarının
gerçek hayatta da uygulanmış karanlık bir geçmişe dayandığını yüzümüze çarpıyor.
Bu da hikâyeyi daha sarsıcı, daha gerçek kılıyor.
Kolay okunmuyor ama okunması gereken bir kitap.
Bittiğinde insanın içinde, yaşanamamış hayatların ve bastırılmış duyguların ağır ve sessiz bir boşluğu kalıyor.
Veee bence geriye kalan sessizlik bile bunun suç olduğunu fısıldar.
#edebiyat #tarihiroman
#göç #savaş
instagram.com/p/DTM4W83jMMO/?...
Konak 1988, geçmişle bugünü iç içe geçiren bir hikâye anlatıyor.
Olay örgüsü yavaş yavaş açılıyor; her şey hemen söylenmiyor.
Karakterler net çizgilerle değil, parçalar hâlinde Konu, Hümeyra’nın etrafında şekillenen ilişkiler ve alınan zor kararlar üzerinden ilerliyor.
Masum görünen bir teklifin, zamanla nasıl ağır sonuçlara yol açabileceğini anlatan bir hikâye.
Aşk, güven ve çıkar çatışması iç içe..
Kitap, okuru yönlendirmekten çok takip etmeye davet ediyor.
Bazı sorular cevapsız kalıyor ama bu eksiklik değil, bilinçli bir tercih gibi duruyor.
@perseusyayinevi nden çıkan #konak1988 Ece Ceren Gültepe ile okudum.
#tavsiyekitap
#kitapsever#kitapyorumu
#okudumbitti
instagram.com/p/DTYjV5SDK7X/?...
Bu kitaba kapaktan başladım. O desenler, o kırmızı çiçekler bana eski evlerin perdelerini hatırlattı; güneşi tam geçirmeyen, hem saklayan hem içeri alan perdeleri. Meğer bu his sadece bize ait değilmiş. Yazar Mircea Cărtărescu, Romanyalı ve Nostalji’yi çocukluğunun geçtiği Bükreş’in, belleğin ve düşlerin içinden yazmış.
Nostalji, düz bir hikâye anlatmıyor. Daha çok hatırlamanın nasıl bir şey olduğunu sorguluyor. Çocukluk burada masum değil; karışık, ürkütücü, bazen karanlık. Gerçekle rüya, geçmişle şimdi sürekli iç içe geçiyor. Okurken sık sık durdum, çünkü bazı cümleler insanın kendi anılarına dokunuyor.
Yazarın kalemi kolay değil; akıcıdan çok derin. Okurdan sabır istiyor ama karşılığında da iz bırakıyor. Bu kitabı yazarken bize geçmişe özlem duymayı değil, onunla yüzleşmeyi teklif ettiğini hissettim. Herkes sevmeyebilir ama bende izi kalan kitaplardan biri oldu.
#nostalji #mirceacartarescu
#dunyaedebiyati #edebiyat
#roman
instagram.com/p/DTiItmADE3C/?...
NostaljiMircea Cartarescu · Holden Kitap · 2025159 okunma
İyi mi Cumartesiler?
Bu kitapta mutluluk; şükürle, tefekkürle, kabulle, kanaatle, inançla, iyimserlikle…
yani tek bir cümleyle değil, birçok başlık altında inşa edilen bir hâl olarak anlatılıyor.
Yazarın demek istediği şey bence şu:
Mutluluk bir anda olan bir şey değil, parça parça, zamanla kuruluyor.
Okurken çoğu başlık tanıdık geldi.
Şükür, kabul, bakış açısı… Hepsi doğru.
Ama her zaman işe yarıyor mu, herkes için aynı anda mümkün mü, orası tartışılır.
Kitap bu yönüyle hayattan kopuk değil ama
hayatın zor ve yıpratıcı taraflarını da çok derinleştirmiyor.
Daha çok “olması gereken” üzerinden ilerliyor.
Son bölümlerde özellikle şuna vurgu yapılıyor:
İnsanı asıl zorlayan şey yaşadıkları değil, yaşadıklarını yorumlama biçimi.
Şartlar değişse bile, bakış açısı değişmiyorsa iç hâlin de çok değişmiyor.
Bu kısmı gerçekçi buldum.
Ama her şeyi sadece zihne bağlamak da bazen fazla kolaycı geliyor.
İnsan her gün güçlü olamıyor, her şeyi doğru yorumlayamıyor.
Ben bu kitabı,
mutluluğu hazır veren bir reçete gibi değil;
insana kendine bakması için durup düşünme alanı açan bir kitap olarak okudum.
Tamamen inanmak değil mesele,
ama bazı cümlelerde “evet ya” dedirtiyorsa,
orada bir gerçeklik payı var.
@timasyayingrubu ndan çıkan #Mutluluğunİnşası @mecitomurozturk den Kahvekokulukitaplar1 ile okudum.
#MecitÖmürÖztürk
#KitapYorumu #OkudumDüşündüm
instagram.com/p/DTnXSL4DA0D/?...
Mutluluğun İnşasıMecit Ömür Öztürk · Timaş Yayınları · 2026181 okunma
#gidemeyiş David’in hikâyesi Bulgaristan, Yunanistan ve Türkiye arasında geçiyor ama okurken anlıyorsun ki asıl yolculuk ülkeler arasında değil, insanın kendi içinde. Köşe yazarlığı bittiğinde hayatının da dağıldığı bir noktadan sonra Bulgaristan’da tutunmaya çalışıyor; ama burada daha çok kimliğini kaybettiğini hissediyor. Yazamamak, işe yaramazlık duygusu ve aidiyetsizlik onu içten içe çökertiyor.
Yunanistan ise bir kaçış gibi başlıyor. Daha özgür, daha hafif olacağını sanıyor ama bu his uzun sürmüyor. Geçici işler, belirsizlik ve yalnızlık derinleşiyor. Caroline’in yokluğu burada daha çok hissediliyor. Deniz, şehir, insanlar var; ama David’in içinde sürekli taşınan bir boşluk da var.
Türkiye’de, özellikle Edirne’de ise bir yüzleşme başlıyor. Sınır şehri olması David’in hâline çok benziyor: ne tamamen gitmiş ne de tam anlamıyla dönmüş. Burada kaçmanın çözüm olmadığını, nereye giderse gitsin kendini de yanında götürdüğünü fark ediyor. Gidemediğini kabulleniyor ama bu bir huzur getirmiyor; sadece gerçeği kabul etme hâli.
Gidemeyiş, göçü romantize eden bir kitap değil. Aksine, insanın yer değiştirse bile içindeki yüklerden kurtulamadığını gösteriyor. Gitmenin değil, kalmanın ve gidemeyişin ağırlığını anlatıyor. Ruh hâline denk gelirse insanın içine işleyen; gelmezse mesafeli kalınabilecek bir kitap.
@evrenselkulturyayinlari ndan çıkan @uuslu.serkann kalemiyle Leyla Şeker ile okudum.
Yol vardı ama yürek gitmeye razı olmadı.
#kitap #kitapsever #kitapönerisi #kitapyorumu
instagram.com/p/DSiiSVSjLsd/?...
GidemeyişSerkan Uslu · Evrensel Kültür Yayınları · 202537 okunma