İroni, Voltaire için bir savunma aracı mıydı, yoksa bir saldırı biçimi mi?
Voltaire için ironi çoğu zaman bir savunma mekanizmasıydı. Özellikle baskıcı otoritelerin, dogmatik Hristiyan din anlayışlarının ve sansürün hüküm sürdüğü bir çağda, düşüncelerini açıkça söylemek her zaman mümkün değildi. Bu yüzden hakikati doğrudan haykırmak yerine, onu alay ve ince bir zekâ süzgecinden geçirerek sunmayı tercih etti. Bu anlamda ironi, onu koruyan bir "zarif zırh" gibiydi.
Ama aynı ironi, gerektiğinde son derece yıkıcı bir saldırı aracına dönüşüyordu. Voltaire’in hicvi, hedef aldığı düşünceyi sadece eleştirmekle kalmaz; onu küçültür, itibarsızlaştırır ve çoğu zaman gülünç hale getirirdi. Bu da onun ironisini pasif değil, aktif ve keskin bir güç haline getirir.
Yani, Voltaire’in ironisi; hakikati savunurken aynı zamanda saldırıya geçen bir zekânın dilidir.
Voltaire, özellikle Ulusların Gelenekleri ve Ruhu üzerine kaleme aldığı makalesi ile Feylesofça Konuşmalar ve Fıkralar isimli eserinde, İslâm peygamberini Hristiyan eleştirilerine karşı savunurken dahi, keskin zekâsına yaslanan ironiyi bir araç olarak kullanır. Onun ironisi, sadece iğneleyici bir üslup değil; aynı zamanda önyargıları teşhir eden, yerleşik kabulleri sarsan ve Batılı okuru düşünmeye zorlayan incelikli bir düşünce biçimidir. Böylece savunurken de, aynı zamanda sorgular; eleştiri yaparken hakikatin farklı yüzlerini açığa çıkarır.