Bir halkın kadınlarını hedef alan aşağılayıcı fıkralar anlatıp sonra buna “mizah” demek, yıllardır süren önyargıları yeniden üretmektir.. Bu ülkede milyonlarca insanın onurunu hedef alan bu sözler karşısında susulmamalıdır.. Kürt kadınları kimsenin espri malzemesi değildir!!
Size komik bir fıkra anlatayım ; "Uganda"...,fıkra bu kadar.
Reklam
İroni, Voltaire için bir savunma aracı mıydı, yoksa bir saldırı biçimi mi? Voltaire için ironi çoğu zaman bir savunma mekanizmasıydı. Özellikle baskıcı otoritelerin, dogmatik Hristiyan din anlayışlarının ve sansürün hüküm sürdüğü bir çağda, düşüncelerini açıkça söylemek her zaman mümkün değildi. Bu yüzden hakikati doğrudan haykırmak yerine, onu alay ve ince bir zekâ süzgecinden geçirerek sunmayı tercih etti. Bu anlamda ironi, onu koruyan bir "zarif zırh" gibiydi. Ama aynı ironi, gerektiğinde son derece yıkıcı bir saldırı aracına dönüşüyordu. Voltaire’in hicvi, hedef aldığı düşünceyi sadece eleştirmekle kalmaz; onu küçültür, itibarsızlaştırır ve çoğu zaman gülünç hale getirirdi. Bu da onun ironisini pasif değil, aktif ve keskin bir güç haline getirir. Yani, Voltaire’in ironisi; hakikati savunurken aynı zamanda saldırıya geçen bir zekânın dilidir. Voltaire, özellikle Ulusların Gelenekleri ve Ruhu üzerine kaleme aldığı makalesi ile Feylesofça Konuşmalar ve Fıkralar isimli eserinde, İslâm peygamberini Hristiyan eleştirilerine karşı savunurken dahi, keskin zekâsına yaslanan ironiyi bir araç olarak kullanır. Onun ironisi, sadece iğneleyici bir üslup değil; aynı zamanda önyargıları teşhir eden, yerleşik kabulleri sarsan ve Batılı okuru düşünmeye zorlayan incelikli bir düşünce biçimidir. Böylece savunurken de, aynı zamanda sorgular; eleştiri yaparken hakikatin farklı yüzlerini açığa çıkarır.
Size fıkralar anlatmam gerek. Çünkü korkarım hepiniz çok ciddisiniz. osho
Evet dinin ve şeriatın ve Kur'an'ın yüzden ziyade tılsımlarını, muammalarını hall ve keşfeden ve en muannid dinsizleri susturup ilzam eden ve Mi'rac ve haşr-i cismanî gibi sırf akıldan çok uzak zannedilen Kur'an hakikatlarını en mütemerrid ve en muannid feylesoflara ve zındıklara karşı güneş gibi isbat eden ve onların bir kısmını imana getiren Risale-i Nur eczaları, elbette Küre-i Arzı ve küre-i havaiyeyi kendi ile alâkadar eder ve bu asrı ve istikbali kendi ile meşgul edecek bir hakikat-i Kur'aniyedir ve ehl-i iman elinde bir elmas kılınçtır. (Risale-İ Nur'dan Parlak Fıkralar) Sikke-i Tasdik-i Gaybi - 210
Geçerken uğrayım dedim.
Yine olumsuzluğun çarkları dönmeye başladı… İnsanın yazgısı karakteri gibidir, karakteri de yazgısı gibi. Değişmez. Neyse o, neysen osun. Herkes anlaşılmak istiyor, kimse anlamak istemiyor. Asıl insanı hasta eden; hissettiği şeyi ifade edememek, kelimelere dökememek. Belki duygularının birkaç gramını bile çevirebilse, içinde ne kadar iyi şeyler beslediğini yansıtabilecek… Savunmasını sadece kendi kendine, iç dünyasında, “iç konuşma” lügatında anlatmaya başladığı andan itibaren, artık bu dünyadan kopma yolunda ilerlemeye başlar. Bir zamanlar hep değer verdiğim arkadaşlarım olmuştu. Onlar sadece benim için değerliydiler. Hiçbir zaman herhangi biri için “değerli” mertebesine ulaşamadım; olmadım, olamadım. Her seferinde ya sözlerim ya hareketlerim buna engel oldu. Her şeye rağmen tanıdığım bütün insanlara iyi duygular besledim; hissettirmeden, içimden… Aslında benim dünyam içimdedir. Orada kendimle bol bol vakit geçiririm. Birbirimize fıkralar anlatırız; o kadar gerçekçi olur ki anlattıktan sonra gülerim. Deli olduğumu sanırlar… Herkese defalarca hak tanıdım. Kusuru hep kendimde aradım ve her seferinde bir şeyler uydurdum; yalnızlıktan kurtulmanın en ucuz yolları… Her seferinde istenmediğimi gayet iyi biliyordum. Acaba yalnızlık mı çekiyordum, yoksa yalnız mı kalmak istiyordum? Yoksa diğer alanlardaki başarısızlığımı göz önüne getirip yeniden hüsrana uğramaktan mı korkuyordum? Şu an yazdıklarım ne kadar deliliğe bağlansa da, bu satırları okuyan her kimse bunları hissetsin isterdim. Her şeyden bağımsız yaşamanın, bir sürü insan seni anlamadan, anlamaya da yanaşmadan ezip geçmesinin verdiği acıyı ve yıkımı hissetsin isterdim. Bu başta canını biraz yakacak, hatta oldukça yakacak. Ama sonra her şey geçiyor. Ne zaman geçiyor biliyor musun? İçindeki bütün duygular, insani
İnsana Dair
Reklam
Reklam