fatmanur

64. Hikmet Ukubetin kendisinden gecikmesinden dolayı müridin sû-i edebde bulunması, onun cehaletindendir. O şöyle der: “Eğer bu bir sû-i edeb olsaydı, -Allah- yardımı keserdi ve uzaklaşmayı gerektirirdi.” Halbuki haberi bile olmadan yardım ondan kesilir. Hiç yoksa -ihsanın- artmasını men etmesi yeterlidir. Bazen farkında olmadan uzaklık makamına konulursun. Hiç değilse seni isteğinle baş başa bırakması kâfidir. Edeb mürid için her yerde her şeye karşı gereklidir. Yüce Allah'ın yarattığından dolayı herşeye saygı göstermelidir. Şayet Yüce Allah'a karşı edebi korumazsa hemen tevbe etmeli, zellesinden dönmelidir. Tevbeyi geciktirdiği takdirde yardım kendisinden kesilir. Uzaklaştırmaya müstahak olur. Bazı hâllerde ilâhî meded, su-i edebten dolayı kesilmişken farkına varamaz. Bu durum helâke götürecek çirkin bir cehâlettir. Kurtuluş da olmaz; meğerki Yüce Allah'ın bir lütfu, bir inayeti kendisine kavuşsun. Cehalettir, çünkü nefsine yardım etmiş, kalbinin bozukluğuna muttali olmamıştır. Edebe ters davranışlarda bulunup nefsinden yana olması bakımından da büyük bir beladır. Ey insan! Sen ağaçlara benziyorsun, yavaş yavaş kurumaya ve helâk olmaya gideceksin. Ağaçtan su kesilince susuzluğun izi yapraklarında, dallarında derhal görülmez. Uzun zaman içerisinde, yavaş yavaş suyu azalır, yaprakları dökülür, dalları kurur, kökü toprak içinde olan damarlar bile çürür. Günün birinde yere serilmiş görürsün. Ey mürid! Durmadan yükselmelisin, yeterli derecede çalışma-lısın. Çünkü artışı olmayan bir ticaret, noksanlığa yüz tutmuş demektir. Bir kimsenin bugünü dününden daha iyi olmayınca hüsran içindedir.
Reklam
…سيروا الي الله عرجا و مكاسر kör topal dahi olsak seyre devam… -kalbe ilka edilen nur
tahmis okumaları / 2
“Hak tecelli eyledi zātından oldı rü-nümā Cümle 'älemden hüläsa ādem oldı muțlakã Vechine mirat idindi kıldı anı ıstıfa İki kāşuñ arasında çekdi hațt-ı istivă 'Alleme'l-esmã yı ta' lim itdi ol hatdan Hudā” •hatt-ı istiva, burada ekvator çizgisinden ziyade insanın iki özelliğini ayıran bir düz çizgi; belki insanın maddesiyle manasını bir araya getiren bir hat. mevlevihanelerde şeyh postunun da bulunduğu mihrap ile kapı arasında da bir hatt-ı istiva bulunur ve dervişler burayı da selamlarlar. “Kendüni mürşide ir gür ta ki kendün bilesün Men 'arafsırrını yå Hü yine sende bulasuñ Bilmez iseñ nefsüni oldem ki bilmem no'lasun Secde eyle Âdem'e tã kim Hakk'a kul olasun İden ademden ibã Hak'dan dahi olur cüdã” • “nefsini bilen, rabbini bilir” sırrının yolunu, büyükler tecrübesiyle kolaylaştırıyor… “Sanma elvän căme ikså eyleyüp giymek harir Ädemiyet bu degildür olma a'mã ol başir Hakk'ı kim 'ārif olursa şübhesiz oldur emir Kenzün lā yefnä-yı bilmez kandedür illă fakir Bahr-ı bi-pāyãnı bulmaz itmeyen terk-i sivā” • Güzel insanların gönlü tükenmeyen hazinedir… O'nun dışındaki bütün sevdalardan vazgeçmek… bu sevdalardan vazgeçince kenz-i lâ-yefnâ ile tanışıyorsunuz.
‘tercih edilmemiş ama yapısına da uygun bir tekillik bu, sümüklü böcek yalnızlığı’ -baki
Tahtakale buluşmaları
..ولا تجعل في قلوبنا غلا للذين امنوا ‘gönlümüze yön veren ve okuduğumuzda gözyaşı döktüğümüz kitaplar olmasaydı, ne olurdu halimiz? Allah o kitapları yazanları bizim için özel olarak yaratmıştır. o kitaplara o gözle bakmak gerekiyor..’ Mustafa KaraMustafa Kara
Reklam