"... De ki: "Tanrı, hile yapmakta, herkesten daha hızlıdır."" (Yunus Suresi, 21. ayet.) Bunun tam karşılığı olan sözlere, "Tanrı"ya yakıştırılmadığı için Diyanet'in resmî çevirisinde, kendi anlamının dışında bir anlam verilmiştir. Bu, hep yapılır.
"Onlar hile yaptılar; Tanrı da hile yaptı. Tanrı, hile yapanların en hayırlısıdır." (Âl-i İmrân Suresi, 54. ayet.)
"... Onlar hile-tuzak kurarlar. Tanrı da hile-tuzak kurar. Tanrı hile-tuzak kuranların en hayırlısıdır." (Enfâl Suresi, 30. ayet.)
Muhammed de "inanır"larını, "inanmaz"larıyla savaşa yöneltirken şu öğütü verir:
"El hambu hud'atun = savaş hiledir." Muhammed, bu öğüdü vermekle kalmamış, kendisi uygulamış ve uygulatmıştır da. Nicelerini, örneğin bir ozanı, Ka'b ibn Eşref'i, "hile" yaptırarak, tuzak kurdurarak öldürtmüştür.
İslam şeriatı, tüm dünyayı bir savaş alanı görür. Bu savaş, "İslam inanırları"yla "inanmazlar" arasındadır. Şeriat, güçleninceye dek, "mümaşat" yolunu, yani "birlikte barış içinde bulunma"yı kullanır. Bu da bir çeşit "hile"dir. Ama güçlenince, iki yoldan birinin seçilmesini ister insanlardan:
- Ya ölüm
- ya da İslam.
İnanç ve düşünce özgürlüğünün soluğu kesilmiştir o zaman. İslam, hiçbir "din"i "din" olarak tanımaz. Kur'an'ın "Tanrı"sı; "Tanrı'nın dininden başka bir din mi istiyorlar? (Yani hiç olur mu?)" diye sorar (Âl-i İmrân Suresi, 83. ayet). Sonra, "kim İslamdan başka bir din isterse, onunki kabul edilmeyecektir hiçbir zaman" der. Ve yine şöyle açıklamada bulunur: "Tanrı katında din, kuşkusuz, yalnızca İslamdır." Güçleninceye dek şöyle demiştir: "Senin dinin sana, benim dinim bana." (Kâfirûn Suresi, 6. ayet.) "Dinde zorlama yoktur..." (Bakara Suresi, 256. ayet.) Güçlendikten sonraysa, inanmazlar gösterilerek Müslümanlara şu buyruk verilmiştir:
"... Onları nerede bulursanız orada