animede izlediğim şeyleri mangasında görmek çok güzeldi. ymir'e ait olan sahneleri okumak için bile alıp okumama değdi. bu cildi alıp okuduğum bu müthiş gün tarihe geçmeli, unutmak istemiyorum.
SPOILER ALERT
Bu kitabın tam anlamıyla bir savaş karşıtı kitap olduğunu düşünüyorum. Zaten Aytmatov da babasını savaşta yitirmiş, küçük yaşta yetim kalmış bir adam ve bu kitabında da çok fazla bir şekilde baba ve savaş figürlerini görüyoruz. Zaten kitabı en etkileyici kılan şeylerden biri de buydu zannediyorum. Kitabı okuduğum her saniye iyi bir kitap okuduğumu hissettim çünkü öyle güzel geçiriyor ki hisleri siz de karakterlerle birlikte üzülüyor ve siz de onlarla beraber mutlu oluyorsunuz. Evet, Aytmatov’un hayatında çocukluğundan beridir süregelen bir kavram var, savaş. Ve bunu da kitaplarına yansıtmış lakin sadece bununla da sınırlı kalmayıp iki çok zıt kavrama dikkat çekmiş. Mankurtlaşan insan ve insanların aslında yeniliklere ne kadar kapalı olduğu. Yedigey tamamen yeniliklere karşı olan bir karakter değil. Lakin geçmişe değer veren bir karakter. Çünkü şu anki haline gelmesine sebep olan şeyin geçmişte yaşadıkları olduğunu biliyor ve geçmişine ne kadar kötü şeyler saklı olsa da sıkıca bağlı kalıyor. Zaten Yedigey geçmişin mahvolması, yapılan hataların düzelmesi konusunda kitap boyunca ve sonunda dahi bir çaba gösteren bir adam. Diğer tarafta bize yansıtılan dünyadaki iki kozmonot da bize adeta insanların kendi içlerinde dahi çatışmaya uğrayan ve yeniliklere ne kadar açık olmayan yaratıklar olduğunu gösteriyor. Dünyaya gelmelerinin yasaklanmasına sebep olan şey de insanın yeni olan şeylere karşı olan korkusu olsa gerek. Evet, bu kavramlar çok zıt iki kavram ama aslında iç içeler. Geleceği oluşturan şey nasıl geçmişse aynı zamanda geleceği oluşturan diğer bi etken de yenilikler değil de nedir? Kocaman evrenin küçücük ve asla gidemeyeceğim bir tren istasyonunda gezdim ben bu kitabı okurken. Her bir karakterin acısını tek tek iyileştirmek istedim ve gücüm yetmedi
Saatleri Ayarlama Enstitüsü
Bu kitabı kapatınca gerçekten "Ben ne okudum?" diye sorguladım. Ama bi türlü toplayamadım kafamda. Bu kitapta da Aylak Adamda yaşadığım şeyi tecrübe ettim yeniden. Gerçekten her iki kitap da içine girmesi bence zor ama girdikten sonra inanılmaz keyifle ve gerçek bir kitap okuduğunuzu hissederek okuduğunuz kitaplar. Ama bu kitapların büyüsünü bozan bir şey var ki bu beni yorum yapma konusunda yetersiz bırakıyor. Kitabı kapattığım zaman kitabın dünyası da bana kapanıyor sanki. Bu yüzden kafamda toplayamıyorum birçok şeyi. Lakin ben gene de biraz bahsedeyim. Kitap Halil İrdal adlı karakterimizin Halit Ayarcı ile tanışmadan önceki ve sonraki zamanını ele alıyor diyebiliriz zannımca. Kitap karakter yönünden o kadar zengin ve özgün ki gerçekten bunların kurmaca insanlar olduğuna inanmak zor. Bütün absürdlüklerine rağmen ben nedense kitaptaki karakterlerin gerçekte de aramızda olduğunu düşündüm. Çünkü hem çok yakın hem de çok uzaklar bizim dünyamıza. Kitap aynı zamanda öyle bir eleştiri yapıyor ki, alttan alta öyle alay ediyor ki Ahmet Hamdi, ben gerçekten hayran kaldım. Halit Ayarcı bana göre modern insanı ya da daha doğrusu modern olmayı amaçlayan insanı, Halil İrdal ise modernliğe direnemeyen yanlız içinde bir çekişme yaşayan ve etrafında dönen olayları bir türlü anlamlandıramayan bir karakterdi. Ki onun içinde yaşadığı çatışmalar öyle derindi ki hem hak verdim hem de onun zihninde ve duygularında olsaydım ben ne yapardım diye de düşünmemiz gerektiğine inanıyorum. Gene kitapta sıkça bahsedilmeyen lakin aşırı vurucu bir karakter olan Ahmet beni çok etkiledi. O modernleşmemeye, her şeyi zor yoluyla yani asıl yoluyla halletmeye çalışan ve bütün güçlüklerine rağmen buna değer veren bir karakterdi. Kitaptaki anlatıcı Halil İrdal ve o da anılarını