Filozofca

Filozofca
@filozofcaa
philosopia
Acıdan kaçmaz insan, onunla yürümeyi öğrenir.
Felsefe-Düşünce
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Yeni Yazı.
Sessiz Çığlık: Varoluşun Kaygısı Üzerine Her sabah uyanıyoruz. Göz kapaklarımızı araladığımızda içine düştüğümüz gerçeklik, sanki biz yokken de var olan bir sahne gibi. Oyuncular rollerini ezberlemiş, replikler ezelden belirlenmiş. Bizse, sahneye sonradan çıkmış bir figüran gibi şaşkınız: “Ben kimim? Neden buradayım?” Varoluş, yalnızca bir "olmak" hâli değildir. Aynı zamanda bir "bilmek", "anlamak", "sorgulamak" ihtiyacıdır. Ve bu ihtiyaç, çoğu zaman kaygı doğurur. Çünkü cevaplar yoktur. Ya da her cevap, beraberinde yeni bir boşluk getirir. İnsan, sınırlı bir ömürde sınırsız anlamlar arar. Bu arayış, bazen bir inançta, bazen bir aşkta, bazen de bir kitapta vücut bulur. Fakat ne yaparsak yapalım, içimizdeki o derin boşluk, zaman zaman başını kaldırır. O sessiz çığlık: “Bu hayatın anlamı ne?” Varoluşsal kaygı, insanın özgürlüğüyle baş başa kalmasının sonucudur. Sartre’ın dediği gibi, insan mahkûm edilmiştir özgür olmaya. Seçmek zorundadır. Ve her seçim, diğer olasılıkların ölümüdür. İşte bu yüzden yaşam, sürekli bir yas sürecidir: Seçemediklerimizin, yaşayamadıklarımızın ve asla bilemeyeceklerimizin yasını tutarız içten içe. Toplum bizden belli rolleri oynamamızı bekler. Başarılı olmak, evlenmek, çalışmak, tüketmek. Ama içimizde bir yer, bu sahte ritüellerin ötesinde bir anlam arar. O anlamı bazen gökyüzüne bakarken, bazen bir şiirde, bazen de bir çocuğun gülüşünde seziveririz. Fakat elimizi uzattığımızda, o anlam yine kayar ellerimizin arasından. Belki de mesele, bir anlam bulmak değil; anlam arayışının kendisinde bir anlam bulabilmektir. Çünkü insan, yanıtların değil, soruların varlığıyla insandır. Ve belki de, varoluşun kaygısını taşıyabilmek, en büyük cesarettir.
Felsefe
İnsan Yaşamının Temel Amacı: Bir Yola Çıkmak İnsanın yaşamının temel amacı, tarih boyunca filozoflardan bilim insanlarına kadar pek çok düşünürün kafa yorduğu bir sorudur. Bu soru, kişisel ve toplumsal düzeyde değişik cevaplarla yanıt bulmuş olsa da, insanın kendi varoluşuna dair hissettiği temel huzursuzluk, her zaman o cevabın peşinden sürüklemiştir. Peki, gerçekten de yaşamın bir amacı var mıdır, yoksa insan bu soruya kendince bir anlam mı katmaktadır? Yaşamın amacını ararken, belki de soruyu tersine sormak gerekir: İnsan yaşamının amacı, bir amacın varlığını aramak mıdır? Bu soruya verilecek yanıt, insanın doğasındaki arayışın bir yansımasıdır. İnsan, varoluşsal boşlukla doğar; bu boşluk, bir şeyler bulmaya, bir amaca ulaşmaya yönelik içsel bir güdü yaratır. Her birimizin yolculuğu, bu boşluğun şekillendiği, dolayısıyla anlamın da sürekli bir değişim içinde evrildiği bir süreçtir. Yaşamın amacını aramak, insanın düşünsel ve ruhsal bir yolculuğa çıkmasıdır. Arayış, sabahları uyanan her insanda yeniden başlar; çünkü amaç, sabit bir hedef değil, bir varoluş biçimidir. İnsan, hayatta kalma içgüdüsünden daha fazlasını arar. Fizyolojik ihtiyaçların ötesine geçer. Sadece yemek, su ve barınma ile yetinmez. İnsan, kendisini bir anlamın içinde görmek, kendi varoluşunu haklı kılmak ister. Amaç, çoğu zaman dışsal bir başarıda veya toplumun belirlediği normlarda değil, içsel bir tatminin derinliklerinde bulunur. Bu içsel tatminin şekli, insanın içindeki farklı potansiyelleri keşfetmesine dayanır. Bazı insanlar amaçlarını sanatta, bazıları bilimde, diğerleri ise insan ilişkilerinde bulur. Fakat gerçek amaç, çoğunlukla insanın kendisiyle barış içinde olabilmesinde yatar. Bir insanın en büyük amacının, kendi içsel dünyasında huzur bulması ve bu huzuru başkalarına da
1000Kitap
Hayat, kesin bir cevaba ulaşmanın ötesinde, sürekli bir evrim sürecidir. Belki de yaşamın temel amacı, bir amaca ulaşmaktan çok, yola çıkmaktır. Yolculuk, anlamın ta kendisidir.
Edebiyat
Zekanın verdiği suskunluk, aptal bir zeminde güçsüzlük olarak algılanır.
Düşünce