Filozofca

Filozofca
@filozofcaa
philosopia
“Ne kadar ilerlediğimi mi soruyorsun? Kendimle dost olmaya başladım.”
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Gerçek bir erkek, kadını taşımakla değil, onunla birlikte yürümekle yücelir. Gerçek bir kadın da, o yürüyüşte erkeğine sırtını dönen değil, onunla omuz omuza durandır.
Edebiyat

Filozofca

, bir kitap okudu
Puan vermedi·160 syf.··
4 günde okudu
·
Okunma: 29 Mart 2025 00:00
·
2025 6. kitabı
René Descartes
7.6/10 · 1.850 okunma
Puan vermedi·160 syf.··
2025 6. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 29 Mart 2025 00:00
Ruhun Tutkuları, René Descartes’ın felsefî mirası içinde özel bir yere sahiptir. Bu eser, onun zihin-beden dualizmini gündelik hayattaki duygular ve tutkular üzerinden temellendirdiği, son dönem yapıtıdır. Kitap, Prenses Elisabeth ile yaptığı mektuplaşmaların etkisiyle yazılmıştır ve felsefi psikoloji açısından öncü metinlerden biridir. Ruhun Tutkuları, Descartes’ın felsefi mirasının önemli bir parçasıdır ve felsefi, psikolojik, nörobilimsel alanlarda derin etkiler yaratmıştır. Eserde, tutkuların sadece bireysel duygular olmadığı, insanın ruhsal ve fiziksel yapısının bir parçası olduğu vurgulanır. Aklın, tutkuları yönetmesi gerektiği vurgulanan bu eser, insanın duygusal ve zihinsel dünyasına dair derinlemesine bir inceleme sunar. Bu eser, felsefi psikoloji açısından önemli bir metin olup, tutkuların doğasını ve bunların insan yaşamındaki rolünü anlamada bir mihenk taşıdır. Descartes, duyguları ve aklı birbirinden ayırırken, onların birbirini nasıl etkilediğini detaylı bir biçimde açıklamaya çalışır ve bu metin, modern psikolojinin temellerine ışık tutar. René Descartes
1000Kitap
Ruhun TutkularıRené Descartes · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20201,850 okunma
Yeni yazı
Sevmek Pazarlık Değildir İnsanlık tarihi boyunca sevgi, en çok yazılan, en çok konuşulan ama en az anlaşılan duygulardan biri oldu. Onunla ilgili her çağda şiirler yazıldı, şarkılar bestelendi, destanlar anlatıldı. Ancak yine de insan, sevmeyi öğrenemedi. Çünkü sevginin ne olduğunu değil, neye dönüşmesini istediğimizi daha çok konuştuk. Çoğu zaman sevmeyi; bir karşılık, bir ödül, bir kazanım olarak kurguladık. Sevmeyi; bir pazarlık masasına oturup, “Ben sana bu kadar verirsem, sen de bana şu kadar vereceksin” diyerek anladık. Oysa sevmek, pazarlık değildir. Birini sevmek, onu olduğu gibi kabul etmek demektir — eksikleriyle, geçmişiyle, düşünceleriyle, suskunluklarıyla. Pazarlık ise, kabul değil; değiştirme arzusudur. Pazarlıkta amaç kazanmak, sevgideyse anlamaktır. Bir pazarlık ilişkisi, iki tarafın çıkarını gözetir; sevgi ise iki tarafın varoluşunu birbirine yaklaştırır. Bu yüzden pazarlık bozulduğunda insanlar uzaklaşır; ama sevgi bozulduğunda, insan kendine yaklaşır. Çünkü sevginin kaybı bile bir şey öğretir; pazarlığın kaybı sadece boşluk bırakır. Sevginin doğasında koşulsuzluk yoktur ama beklentisizlik vardır. Yani sevgi mutlak bir fedakârlık değildir; fakat yaptığı her şeyin karşılığını istemek de değildir. Birini severken ona vereceğin şeyin ölçüsünü, karşılığında alacakların belirliyorsa, bu bir ticaret ilişkisidir. Kalbin değil, zihnin ürünüdür. Ve zihin, sevgiyi hesapladığı anda onun sıcaklığını kaybeder. Varoluşsal açıdan bakarsak; sevgi, insanın ötekiyle kurduğu en derin temastır. Bu temas, karşılıklı bir hak iddiasına değil, varlığın birbirinde yankı bulmasına dayanır. Birini sevmek, onun varoluşuna “evet” demektir. Sartre’ın deyişiyle, öteki cehennem değildir; bazen öteki, insanın kendini aşma çabasında bir aynadır. Ve bu aynaya bakarken ne kazandığın
Edebiyat