Rahatsız edici türde çok başarılı bulduğum kitaplardan biri oldu Kralın Laneti. Diliyle, kurgusuyla, insan psikolojisine dair sunduklarıyla oldukça güçlü bir eserdi.
Kitapta kendini tam anlamıyla keşfedememiş, yalnızlığını benimsemiş, güvenli alanından çıkamayan, sorumluluk almaktan kaçınan, içine kapanık biri olan Joseph’in bir gün kapısının önünde uyuyakalmış yaralı bir çocuk bulmasını ve o andan itibaren her şeyin nasıl değiştiğini okuyoruz.
İkilinin arasında yaşananlar kitabın en çarpıcı kısımları olduğundan çok detay verip heyecanını kaçırmak istemiyorum ama oldukça tüyler ürperten, insanı geren hatta sinirlendiren bir çok an vardı diyebilirim. Son sayfalarına kadar tansiyonu oldukça yüksek tutması da kitabı sürükleyici yapan şeylerden biriydi. İki güne yayarım diye düşünürken elimden bırakamadım ve bir günde bitirdim.
Yazarın vicdani ve ahlaki ikilemleri işleyiş şeklini de çok sevdim, iyilik ve kötülük arasındaki o ince çizgiyi sorgulatan birçok kısmı vardı. İnsanın karanlık taraflarını, bastırılmış duygularını, komplekslerini sarsıcı bir dille ele alışı çok etkileyiciydi.
Kitabın sonlarına doğru çocuğun gerçekliğini sorgulamaya başladım fakat yazar buna açıkça bir cevap vermemişti. Soruları cevapsız bırakması, kitabı bitirdikten sonra bile düşündürtmesi de ayrıca hoşuma gitti. Acaba çocuk Joseph’in kendi çocukluğunun bir yansıması mıydı, alter egosu muydu, Joseph şizofren miydi? Artık bu soruları düşünmek ve cevaplandırmak okuyucuya kalmış.
Siz de insan doğasının vahşi ve karanlık taraflarını okumaktan hoşlanıyorsanız mutlaka bakın derim.