Yıldız

Yıldız
@fiorelln
5/10
·328 syf.··
2026 22. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 18 Şubat 2026 23:42
Salon Mars, Amerikan rüyasının karanlık yüzüne değinen bir roman. Süslü ve pembe bir masal gibi sunulan “Amerikan rüyası”nın arkasındaki yoksulluk, çaresizlik ve hayatta kalma mücadelesini insanın yüzüne tokat gibi çarpıyor. Roman, Romy’nin hayatını merkeze alıyor. Onun suça sürüklenişini, annesiyle ve çocuğuyla olan ilişkisini, geçmişindeki travmaları ve hayatındaki diğer insanlarla kurduğu bağları okuyoruz. Hapishaneye girdikten sonraki süreç, orada tanıştığı insanlar ve onların hikayeleri de anlatının önemli bir kısmını oluşturuyor. Ancak romanın kurgusu beni zaman zaman zorladı. Hikaye içinde çok sık zaman atlamaları yapılıyor. Geriye dönüşler, ileriye sıçramalar ve başka karakterlerin hikayeleri art arda geliyor. Bu teknik ilginç olsa da, bende yer yer kafa karışıklığı yarattı. Bir sahneden diğerine geçerken kitaptan koptuğum anlar oldu. Kitapta ayrıca bazı konuların fazla klişe işlendiğini düşündüm. Zaten aşina olduğumuz, tahmin edilebilir olayların sıkça kullanılması beni biraz hayal kırıklığına uğrattı. Yer yer rahatsız eden bölümler de vardı. Yine de bir olay örgüsü romanı olması nedeniyle merak duygusunu canlı tutan ve beni sürükleyen kısımlar olduğunu da söylemeliyim. Yazarın dili oldukça sade ve yalın. Bu sadelik akıcılık sağlasa da, bana biraz tekdüze geldi. Daha güçlü bir edebi anlatım beklerdim. Konusu etkileyici olmasına rağmen, anlatımdaki bu sadelik ve kurgudaki dağınıklık kitabın etkisini benim için zayıflattı. Yayın evinin tercih ettiği punto okurken gözümü yordu. Uzun süreli okumada rahatsız edici olduğunu söyleyebilirim. Sonuç olarak, Salon Mars önemli meselelere değinen, hayatın sert gerçeklerini gözler önüne seren bir roman. Kadınların yaşadığı zorlukları ve sistemin dışına itilen insanların hikayelerini onların suça sürüklenişlerini
Salon MarsRachel Kushner · Siren Yayınları · 2024194 okunma
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
7/10
·128 syf.··
2026 20. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 12 Şubat 2026 19:23
“Bir insan olabilmek, bu apayrı bir olgu. Şans, cesaret, istek gerektiren bir olgu. Özellikle dünyada başka hiç kimse yokmuş gibi yalnız kalabilme cesaretini gerektiren. Ve yapmak istediğini düşünmek yalnızca. İnsanlar umursamazsa korkmamak. Yıllar yılı beklemek, ölmek gerek. Ve sen öldükten sonra, şansın varsa, o zaman bir şey olabiliyorsun.” Tezer Özlü ile bu kitap sayesinde tanıştım. Okuduğum ilk kitabıydı ve bu kısa kitap, yazarın dünyasını tanımam için oldukça güzel bir başlangıç olduğunu düşünüyorum. Başka kitaplarını da muhakkak okuyacağım. Kalemini, ruh halini ve hayatına değinen meseleleri bu kitapta açıkça anladım. Kitapta intihar, yalnızlık ve ölüm gibi ağır ve depresif temalar öne çıkıyor. Bu yüzden herkese hitap edebilecek bir yazar olduğunu düşünmüyorum. Bazı okurları derinden etkileyebilirken, bazılarını daraltabilir ya da düşünce dünyalarına ters gelebilir. Kendi adıma konuşmam gerekirse, kitabı sevdim ama bayıldığımı söyleyemem. Ölüm konusundaki bakış açımızın farklı olduğunu hissettim. Bazı düşünceler bana uzak geldi. Özellikle başlarda, benim düşüncelerime ve ruh halime pek uymayan bölümler vardı. Bu kısımlarda biraz daraldığımı hissettim. Ancak kitap ilerledikçe, özellikle son elli sayfada bir olay akışı belirginleşmeye başladı. O noktadan sonra kitap beni daha çok içine çekti ve daha keyif alarak okudum. Başta mesafeli olduğum bir kitabın giderek güzelleşmesi ve beni daha tatmin edici bir yerde bırakması açıkçası hoşuma gitti. Kitapta kendimden parçalar bulduğum yerler de oldu. Bu anlar, okuma deneyimimi daha anlamlı kıldı. Ayrıca Pavese ve Kafka’ya sık sık değinilmesi, onların hayatlarından kesitler ve yapılan alıntılar metne ayrı bir hava katmıştı. Bu bölümleri özellikle ilgiyle okudum. Kitaba dair sevdiğim yönlerden biri de bu
Yaşamın Ucuna YolculukTezer Özlü · Yapı Kredi Yayınları · 202114,7bin okunma
8/10
·293 syf.··
2026 19. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 10 Şubat 2026 17:48
Yazar son derece güçlü ve etkileyici bir dile sahip. Kendine has bir anlatımı var ve bu anlatımın ne kadar özenle düşünülüp işlendiği her satırda hissediliyor. Kitabı okurken, sanki bir sanat eseriyle karşı karşıyaymışım gibi hissettim. Yazarın dili kadar kurgusu da çok etkileyici. Olayların ilerleyişi son derece bilinçli ve incelikle kurulmuş. Duygu aktarımı ise kitabın en güçlü yanlarından biri diyebilirim. Roman boyunca 16. yüzyıl İngiltere’si gözümde canlandı. O dönemin atmosferini hissetmek, sokaklarında dolaşıyormuş gibi olmak oldukça etkileyiciydi. Mekanlar ve duygular çok canlı bir şekilde aktarılmıştı. Beni okurken derinden etkileyen ve çok beğendiğim bir roman oldu. Bu güçlü dili ve yoğun duygusal atmosferi deneyimlemek isteyen herkese gönül rahatlığıyla tavsiye ederim. İyi okumalar dilerim.
HamnetMaggie O'Farrell · Domingo Yayınevi · 20249,7bin okunma
8/10
·208 syf.··
2026 18. kitabı
·
36 saatte okudu
·
Okunma: 06 Şubat 2026 09:40
Yazarın okuduğum ilk kitabıydı. Uzun süredir adını duyduğum, merak ettiğim bir yazardı ve bu kitapla başlamak istedim. Kitabı alırken bir kurgu romanı okuyacağımı düşünüyordum ancak karşıma, yazarın hayatından otobiyografik izler taşıyan, anı-roman niteliğinde bir metin çıktı. Bu durum yazarla tanışmak adına çok iyi bir karar oldu. Yazarın dili oldukça yalın ve sade fakat aynı zamanda kendine özgü bir üslubu olduğu da her sayfada hissediliyor. Bu özgünlük, beni kitabın içine çok hızlı ve güçlü bir şekilde çekti. Sayfalar ilerledikçe yazarın diliyle kurduğum bağ daha da derinleşti. Kitabın son dönemde fazlasıyla popüler olması beni açıkçası biraz tedirgin ediyordu. Çok sık karşıma çıkması, sürekli paylaşılması “acaba abartılıyor mu?” sorusunu aklıma getirmişti. Ancak okuduktan sonra şunu gönül rahatlığıyla söyleyebilirim ki, bu kitap kesinlikle overrated değil. Hatta ilk kez, gerçekten doğru bir kitabın ve doğru bir yazarın abartıldığını görmek beni çok mutlu etti. Bu kitap beni duygusal olarak gerçekten sarstı. Kolay kolay bir kitaptan duygulanan, gözleri dolan biri değilimdir ama bu kitapta, özellikle ilk yarısında, gözlerimin dolduğunu inkar edemem. Yer yer insanı paramparça eden bir etkisi var. Bunun yanında değinmeden geçmek istemediğim bir başka nokta da yazarın Bulgar olması ve Bulgar kültürüne dair izler taşıması. Kitapta yer alan bazı kültürel anlatımlar ve semboller, bizim kültürümüze de oldukça yakın. Bu durum, kendimi hem yazara hem de kitaba daha yakın hissetmemi sağladı. Son olarak şunu söyleyebilirim ki, doğru bir zamanda ve doğru bir ruh halinde okunması gerekir. Çünkü insanı derinden etkileyen bir kitap. Bana çok şey hissettirdi ve uzun süre etkisinden çıkamayacağım kitaplar arasına girdi. İyi okumalar dilerim.
Bahçıvan ve ÖlümGeorgi Gospodinov · Metis Yayınları · 202514,6bin okunma
6/10
·504 syf.··
2026 16. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 04 Şubat 2026 02:10
Bu kitabın benim için çok özel bir yeri var. Çünkü canım memleketim Bergama’ya değiniyor ve romandaki baş karakterle adaşız. Kendi hayatımdan böyle güzel yerlere dokunan bir kitabı okumak beni ayrıca mutlu etti. Ciddi bir araştırma yapılmış ve özellikle mitolojik altyapı büyük bir emekle oluşturulmuş. Bu konuda Ahmet Ümit’in emeklerini tebrik etmek isterim. Mitolojik bölümler, bölüm bölüm ilerleyen anlatımıyla benim için kitabın en keyifli ve en güçlü tarafıydı. O kısımları gerçekten büyük bir zevkle okudum. Ancak tüm bunlara rağmen, üzülerek söylemeliyim ki dil ve olay kurgusu konusunda ciddi hayal kırıklıkları yaşadım. Diyaloglar, betimlemeler ve sohbet havası bana fazlasıyla klişe ve tahmin edilebilir geldi. Daha önce pek çok kez karşılaştığımız anlatım biçimlerini çoğu sayfada gördüm. Ayrıca beklentim yüksek olduğu için bu durumda beni özellikle hayal kırıklığına uğrattı. Berlin sokaklarından Bergama’ya uzanan serüvende; Bergama’nın sokakları, kültürel semboller, arkeolojik ve tarihi bilgiler oldukça canlı bir şekilde anlatılmış. Okurken bunların hepsi zihnimde net sahneler halinde canlandı. Adeta kendi kafamda filmini çektim. Bu anlamda atmosfer gerçekten çok başarılıydı. Ama ne yazık ki dedektiflik ve cinayet kurgusu bu güçlü arka planın gerisinde kaldı. Olay örgüsünde eksiklikler, tekrarlar ve klişeler fazlasıyla göze çarptı. Özellikle Berlin Emniyeti Cinayet Bürosunda şeflik makamına kadar yükselmiş bir karakterin bu kadar zayıf, sürekli hata yapan ve yanılan biri olarak yazılması beni oldukça rahatsız etti. Daha güçlü, daha derinlikli bir karakter okumayı isterdim. Ayrıca pek çok diyalog ve betimlemenin aynı ağızdan çıkmış gibi hissettirmesi, kitabın tekdüzeliğini artırdı. Özetle şunu söyleyebilirim: Yemek çok güzel hazırlanmıştı ama lezzeti eksikti…
Kayıp Tanrılar ÜlkesiAhmet Ümit · Yapı Kredi Yayınları · 202328,2bin okunma