“Bir insan olabilmek, bu apayrı bir olgu. Şans, cesaret, istek gerektiren bir olgu. Özellikle dünyada başka hiç kimse yokmuş gibi yalnız kalabilme cesaretini gerektiren. Ve yapmak istediğini düşünmek yalnızca. İnsanlar umursamazsa korkmamak. Yıllar yılı beklemek, ölmek gerek. Ve sen öldükten sonra, şansın varsa, o zaman bir şey olabiliyorsun.”
Tezer Özlü ile bu kitap sayesinde tanıştım. Okuduğum ilk kitabıydı ve bu kısa kitap, yazarın dünyasını tanımam için oldukça güzel bir başlangıç olduğunu düşünüyorum. Başka kitaplarını da muhakkak okuyacağım. Kalemini, ruh halini ve hayatına değinen meseleleri bu kitapta açıkça anladım.
Kitapta intihar, yalnızlık ve ölüm gibi ağır ve depresif temalar öne çıkıyor. Bu yüzden herkese hitap edebilecek bir yazar olduğunu düşünmüyorum. Bazı okurları derinden etkileyebilirken, bazılarını daraltabilir ya da düşünce dünyalarına ters gelebilir.
Kendi adıma konuşmam gerekirse, kitabı sevdim ama bayıldığımı söyleyemem. Ölüm konusundaki bakış açımızın farklı olduğunu hissettim. Bazı düşünceler bana uzak geldi. Özellikle başlarda, benim düşüncelerime ve ruh halime pek uymayan bölümler vardı. Bu kısımlarda biraz daraldığımı hissettim. Ancak kitap ilerledikçe, özellikle son elli sayfada bir olay akışı belirginleşmeye başladı. O noktadan sonra kitap beni daha çok içine çekti ve daha keyif alarak okudum. Başta mesafeli olduğum bir kitabın giderek güzelleşmesi ve beni daha tatmin edici bir yerde bırakması açıkçası hoşuma gitti.
Kitapta kendimden parçalar bulduğum yerler de oldu. Bu anlar, okuma deneyimimi daha anlamlı kıldı. Ayrıca Pavese ve Kafka’ya sık sık değinilmesi, onların hayatlarından kesitler ve yapılan alıntılar metne ayrı bir hava katmıştı. Bu bölümleri özellikle ilgiyle okudum. Kitaba dair sevdiğim yönlerden biri de bu