Bu kitabı genel olarak incelemekten ziyade bende iz bırakan, tabiri caizse beynimdeki puzzle’ın bir parçasını daha yerine oturtan bir kısmını paylaşmak istedim. Zaten benim kitap okurken en istediğim şey budur. Zihin dünyamda farklı pencereler açması veya okuduğum bilgilerin bazı taşları yerine oturtmasını isterim.
Bu kitapta da bunu yaşadım. Paylaşacağım alıntılarda yazar; ‘dünya sevgisi’ ve ‘yaşama sevinci’nin farklı şeyler olduğunu söylüyordu.
“ Bir ayrımı dikkatle yapmamız lazım: Dünyayı sevmiyoruz ama yaşamayı seviyoruz.
Bazı insanlar dünyayı sever, yaşamayı atlar. Bazıları ise dünyayı sevmez, yaşamayı atlar. Dünya üzerinden gidip yaşamayı pas geçtiğimizde dünyayı seven de sevmeyen de yaşamayı atlar. Halbuki doğru ve dengeli olan, dünyayı sevmemek ama yaşamayı da atlamamaktır. Dünyayı sevmemek güne enerjisiz başlamak değildir, dünyanın ne tatsız ve bomboş olduğunu sürekli söyleyip huzursuz ve karamsar olmak da değildir. Dünyanın malı, mülkü, parası umurumuzda olmamalı ama yaşamayı deli gibi sevmeliyiz. Biz yaşamalıyız çünkü yaşamımız bir şeye karşılık gelecektir, yaşadığımız sürece bir şeyler yapacağız, kendi hayatımızı anlamlandırıp başka insanlara da faydalı olacağız.” (Sayfa 80)
Yazar yine kitabın başka bir bölümünde başarıya dair de benzer şeyleri söylüyordu:
“..Yaşama sevinci denen şey nefes alıp veriyor olmaktan dolayı şükür konumunda, mutlu heyecanlı, keyifli olmaktır ve kaybedilmemelidir. Zira bu vasıf korunabilirse insan imkansızlıkları imkanlı hale getirebilir. Çünkü odaklanılan nokta ‘yaşıyor olduğu’dur; bundan sonra artık kalem, defter, öğretmen vs. yokmuş bahanesine sığınmaz zira yaşaması onu başlı başına güçlü, heyecanlı, mutlu kılmıştır. Tersini düşündüğümüzde; yaşama sevinci olmayan, sırf yaşamaktan kaynaklı hiçbir heyecan ve mutluluk