• Ham düşünceleri, ancak akıl pişirir. Firdevsi
  • Bir okul ansiklopedisinde (Musisches Lexicon) Firdevsî “İranlı şair” maddesine bakıyorsunuz. Okul ansiklopedisi şöyle bir hata ile işe giriyor: 654’te “Türkler İran’ı fethedip İslâmlaştırdıktan sonra, Farsça tamamıyla unutuluyordu. Firdevsî bu dili diriltti.” Firdevsî gerçekten o dili diriltti; ama 654’te orayı fetheden Türkler değil ve oraya İslâmizasyonu getiren de Türkler değil, o tarihte haberleri bile yok İslâmlıktan. Bu vahim hatayı okul ansiklopedisi nasıl yapıyor? Çok açık bir şey; çünkü bir yeri fethedip İslâmize etmek Türkler gibi belâlı (!) adamların işidir! Almanya’da ve Orta Avrupa’da imaj budur, bunun kolay kolay değişmesi mümkün değildir.
  • Kitabi tek cumle ile ozetlemem gerekirse...
    Delinin biri kuyuya bir tas atmis, kirk akilli cikaramamis.

    Eger kitap, ilk Orhan Pamuk kitabim olsaydi ya da baska bir yazar yazmis olsaydi yorumum farkli olabilirdi. Ama Sessiz Ev'in hemen akabinde okudugum icin, ister istemez o kitapla kiyasliyorum ve ona gore...

    Bana yeni bir bilgi, yeni bir bakis acisi, yeni bir duygu, dusunce katmadi.
    Beni etkileyen, guclu bir karakter olmadi.
    Konu aman aman cezbetmedi.
    Kelimeleri ve cumlelerini okurken, suruklenmedim, buyulenmedim.

    Arkada babaa ogul iliskilerinin verildigi, Firdevsi'nin Rüstem ve Sohrab ile Yunan mitolojisinden (Sophokles'in) Oedipus efsanelerinden baslayarak gunumuze akan bir kurgusu var. Kadercilik ve efsaneler gercektir, hayattandir yaklasimlarini sevemedim.

    Kitap ilk ciktiginda ensest bolumlerden dolayi cok elestirilmisti. Ben rahatsiz edecek bir sey bekledim, ama alt tarafi bir iki paragrafta bahsedilip gecilmisti. Sessiz Ev'deki Selahattin karakterindeki cesaretinden sonra, 'cesur' diyerek tabir edecegim bir bolum ile karsilasmadim.

    Peki, o kadar begenmediysem neden 8, cunku kitabi Orhan Pamuk kitaplariyla degerlendirmezsem, normal piyasa standartlariyla karsilastirirsam gercekten akici ve guzel. Ilginc bir hikaye, betimlemeler guzel. Ama diger kitaplariyla kiyaslayinca, yuksek beklentimin altinda kaldi ne yazik ki.
  • İnsan hayatının bir anlamı olmalıdır. Bir Firdevsî bile sizin gibi milyonlarca insanın varlığını aklamaya yeter.
  • "Eski İranlılar Türkler'in yaşadıkları ülkelere "Tûran" adını veriyorlardı. Meşhûr İrân şâiri Firdevsî'nın Şeh-nâme adlı kitâbında İranlılar'la Tûranlılar'nın savaşları anlatılır. Bu kitapta sözü edilen Tûran kavimlerinin Sakalar (veya İskitler) olduğu sanılmaktadır. Tûran hükümdarı Afrâsiyab'ın ise Alp Er Tunga olduğunu söyleyenler vardır."
  • İranlı Firdevsi, yaklaşık bin yıl önce yazdığı Şehname’nin başlarında, söylenecek bütün sözlerin söylenmiş olduğunu, yeniden söylenmeye değer söz kalmadığını, bu nedenle de bir şey söylemekten çok, güzel söylemenin önemli olduğunu ileri sürüyordu.
  • Arkadaşlar, 4 Eylül'de idam edileceği duyurulan Ramina Hossein Panahinin'nin idamının durdurulması için: Aşağıda İsmi yazılı olan çağrıcıların altına siz de imzanızı atıp paylaşabilirsiniz

    İçin temiz olmadıktan sonra,
    Hacı hoca olmuşsun kaç para!
    Hırka, tesbih, post, seccade güzel
    Ama tanrı hiç kanar mı bunlara?

    İran'da doğmuş ama dünya şairi Hayyam'ın dörtlüğünden daha öz anlatan ne olabilir ki, içinde yaşadığımız durumu?
    Firdevsi'den, Hallac-ı Mansur'a Ömer Hayyam'dan Furuğ Ferruhzad 'a kadar... Bildik ve bilmediğimiz, okuyup ve okumadığımız yüzlerce şairi bağrında büyütmüş Pers Uygarlığından bugüne gelen İran. Acıdır ki tarihe kara lekelerin en çıkmazı şair, düşünür, muhalif, bir çok insanı kendine muhalif gördüğü için ya idam etmiş, ya recm etmiştir.
    Şah döneminde ise daha sinsice öldürülmüştür yazarı, şairi, muhalifi... Tıpkı her yazdığı hikayedeki zorbayı kendine benzettiği için rahatsız olan Şah'ın adamlarına Nehirde yüzerken boğdurttuğu Samet Behrengi'ye kadar.
    Ama tüm kıyıma rağmen; inadına, inadına bu toprakların şairi, yazarı, sanatçısı yeşermeye devam etmiştir. Sanki biçilen ağaçların filizleri gibi, yeniden yeniden yeşermişlerdir. Ne Pers uygarlığında olduğu gibi çarmıha germe, ne zındıklıkla suçlanan ve işkencelerin en vahşisi yapıldıktan sonra, acılar içinde idam edilip kafası kesilen Hallac-ı Mansur' da olduğu gibi, ne de daha 3 yıl önce idam edilen şair Haşim Şabani gibi... Ölüm kıyım bitmiyor bu karanlık ülkede. Bu kıyımlara dur demek vicdan meselesidir, İnsanlık sorumluluğudur.
    ABD merkezli İran İnsan Hakları Dokümantasyon Merkezi'nin internet sitesinde yayınlanan rapora göre, İran'da son bir yılda idama mahkûm edilen 390 kişinin cezası infaz edildi söyleniyor
    Her geçen gün bunlara yenisi ekleniyor, molla rejiminin şeriat hukuku ile insan haklarını ihlal etmesi, idamın bir insanlık suçu olduğunu haykıran dünyanın gözü önünde insanlık suçu işlemesi kabul edilemez...
    İdamların daha çok düşünce suçlarına, namusun günah keçisi kadınlara, Kürtlere, aydınlara yazarlara işlemesi ise politiktir. Ve hiç bir insanın öleceğini bile bile zindanlarda günlerce acı çektirildikten sonra, boyunlarına dolanan iple hayatlarına son verilmesini hak etmez. İnsanın biricik hayatının bile bile son bulacağını beklemesinden daha acı, daha vahşi ne olabilir?
    Ya üç yıl önce kendini savunurken tecavüzcüsünü öldüren Reyhaneh'in idamı?
    Nasıl dağlamıştı yüreklerimizi! Hele idam edilmeden bir ay önce annesine yazdığı mektupdaki şu sözleri nasıl unuturuz?
    ''Gerek duymadı mahkeme, cinayet için delile 'kötü kız' olduğuma kanıtmış ojeli tırnaklarım. Hâlbuki güzelliğin ojeli tırnaklarda olmadığını anladım
    tırnakları ile canımı yakmaya çalıştığında celladım''

    Geçtiğimiz haftalarda Kürt Aktivist Ramina Hossein Panahinin tam da ipe giderken acısına dayanamayan yeğeninin intiharıyla idamı ertelemiş oldukları bilgisi yayıldı. İdamın ertelenmesine sevinecek miydik, yoksa acının uzatılmasına üzülecek miydik? Ya Penahi'nin durumu, her gün idam beklentisi ve uzayan işkence?
    İdama meselesinde dünyada İran ve Çin başı çekiyor olsa da, bugünlerde Türkiye de de ıstılıp ortaya getirilmeye başlandı. Belki de idama haklı gerekçe olarak küçük çocuklara tecavüz edilip öldürülmelerine zemin hazırlanmakta...
    Hem dünyada, hem İran'da hem Türkiye 'de idamın insanlık suçu olduğunu söyleyerek biz aşağıda isimleri yazılı olan Şair ve yazarlar, sanatçılar, aydınlar...
    Biz aşağıda ismi olan çağrıcılar; İran'da her an idam edilmesi beklenen Ramina Hossein Panahi'nin derhal idamının durdurulması ve hatta sağlıksız koşullarda tutsak edildiği hücreden çıkarılmasını ve yeniden yargılanmasını istiyoruz.

    Ayşe Hür: Tarihçi yazar
    Abdurrahman Bedir: Şair
    Mahmut Alınak: yazar
    Muazzez Uslu Avcı: Şair, yazar
    Mazlum Çetinkaya: Şair, yazar
    Kerim Eren: Gazeteci, aktivist
    Önder Birol: Şair, yazar
    Elif Yildirim: Şair
    Vedat Yeniçeri: Yayıncı, yazar
    Mahire Tas: Şair
    Hamza Özkan: Gazeteci
    Berivan Kaya: Şair, yazar
    Halil İbrahim Aydın: Öğretmen

    Ku dilê we paqiş nebe,
    Tu bûyî hecî, ha tu bûyî seyda, çi fêde!
    Ku şaşik li ser be, tizbî li dest, enî li ser sicadê be,
    Gelo Xweda bi van dixape?
    Xênî van riste û rêzikên ku Hayyam gotî, kêjan gotin bibe qal û qisa rewşa me dikare li serê lodê nagire gelo?
    Ji Firdevsî bigre, heta Hellacê Mensûr, Omerê Heyyam, Fîrux Fêrrûhzadê, heta Hossein Panahî… Warê bi hezaran şa’irên ku bihîstî yan nebihîstî, me xwendî an nexwendî, şaristaniya gewre Pers, Îro maye hêviya Îranê ve. Bixabin û çi heyf e Îran rûreşiyeke mezin dike û bi hezaran mirovên muxalif, helbestkar û rewşenbîr darda kiriye, an jî ricim kiriye. Di serdema Şah de bi hezaran helbestkar û muxalifên jî bi awayekî dizî û gonevanî hatine kuştin… Gelekî wî jî mîna Samet Behrengi’yê ku bi destê mirovên Şah, sedema ku çîrokên Behrengî de qala zordarekî kiriye û vê tiştê ji Şah girtiye, di çem de hatibû xeniqandin.
    Çi dibe bila bibe, li van erdnîgariyan her dem dêyan çok dane erdê û şa’ir û rewşenbîr anîne dinê. Tu car koka mirovên şiyar, mîna dara ku bê jêkirin û car din aj dide, car din şîn bûye û kok lê neqeliyaye. Ji Mensûrê Hellac bigre, heta Haşîm Şabanî yê sê sal berê hatibû idamkirin, hê jî ev berdewam dike. Wijdana mirov divê li ber van kirinan serî netewîne, mil daneyne. Mirin û qirkirin li wî welatê tarî û rûreş naqde. Li hember senîna van qetil û qirkirinan deynê stûyê mirovtiyê ye.
    Navenda Domumantasyona Mafên Mirovan a DYE, (Emerîqa) di malpera xwe a internetê de raporek weşandiye û dibê 390 mirov hatine înfazkirin.
    Di cîhaneke ku li hember dardakirinê sekinî de ev dardakirinên dijî mafên mirovan nayê qebûlkirin.
    Lê dardakirina sê sal berê a Reyhanneh a ku destavîtiyê xwe kuştî?
    Çawa agir li dilê me xistibû! Lê ew gotinên ku di nameya ku berî were dardakirinê de ji diya xwe re nivîsî bû em çawa ji bîr bikin?
    ‘’Dadgehê guh neda delîlên qetla nav tê. Li sorava li neynikên min nihêrin. Gor wan, ev sorava li neynikên min dide nîşan ku ez ‘jineke xerav im’. Lê belê wextê celad kindir evîte qirika min û ez tehl kirim, min dît ku bedewbûn ne bi sorava li neynikan e.’’
    Ev biryarên ku tên dayîn polîtîk in û ji boy Kurdan, rewşenbîr û jinan ango ji boy sûcên fikir û raman in. Heta sê sal beriya vê jina bi navê Reyhanehê, dest avîtiyê xwe kuşt û hate dardakirin.
    Çendî li ser rûyê cîhanê, Çîn, Îran serkêşê dardakirinê ne jî van rojan li Tirkiyê jî qala idamkirinê bû. Çendî ev nîqaşa li Tirkîyê a idamê ji bo destavîtina zarran be jî, ne rast e.
    Em mirovên (helbestkar, nivîskar, hunermendên) navê me li jêrê, him li dinyayê, li kîjan dewletî dibe bira bibe, em nexwazên idamê ne. Daxwaza me ew e ku biryara îdama Ramina Hossein Panahî û hemû mehkûman bê betalkirin. Mehkûmên fikir û raman bên berdan, tedayî û îşkence bê rakirin.