keten elbisenin içinde dantelli yatak örtülerini sıkarak ve kabilelerin yazdığı bitkisel tarifleri uygulayarak evde yatağımda kocamın kulağına ezan okuyup adını zührap koyduğu bir oğul doğurma fikri kulağa hoş geliyor. kutlu su demekmiş. sohrab isminin rumelideki versiyonu. firdevsi'nin 60 bin beyitli şehname destanından iranlı savaşçıların en güçlüsü zaloğlu rüstem'in kendisi gibi güçlü bir savaşçı olan oğlunun adı. babası oğlunu hiç görmediği için bilmeden öldürüyor üstelik oğlu babası hükümdar olsun diye savaşırken. erkeklerin babalarıyla savaşları büyüktür ama ben böyle bir durum yaşamasını istemem. ben gürcü aktör zurab kipshidze'nin gençliğini yakışıklı bulduğum için ona benzesin diye koyacağım. tabii zaloğlu'nun oğlu gibi güçlü bir lider de olabilir
Duygu ve Düşünce
Alp Er Tunga öldü mü? Evet, öldü... Ve ölümü kurtları, kuşları, dağları, taşları bile yasa boğdu. Ölüm de Alp er'i sevmişe benzer Perslerin Şehname'sinde Efrasiyab, Divan-I Lügati't- Türk'te ise Alp Er Tunga olarak anılan o efsanevi, yüce Türk hakanına bin alkış olsun. Kaşgarlı Mahmud'un bin yıl önce yazıya döktüğü bu sagu, şimdi dinleti olarak eşlik etsin.
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Bağrında gül isteyen bilsin ki gül dikenlerle gül olmuştur.
Doğu klasiklerinde bir eserin "müellif eliyle fiziken bitirilmiş olması" Batı'daki gibi katı bir sınır değildir. Eser bir kez zuhur etti mi, artık o bir şahsın malı olmaktan çıkıp bir "gelenek yatağına" dönüşür. Tahirü'l-Mevlevî’nin ömrünün vefa etmediği o muazzam Mesnevî Şerhi’ni Şefik Can’ın tamamlaması, bir bayrak yarışından ziyade aynı manevi kaynaktan beslenen iki ruhun tek bir kalemde erimesidir. Okuyucu, üsluptaki o muazzam sadakati gördüğünde iki ayrı yazar değil, tek bir nehrin akışını hisseder. Firdevsî, Dakîkî’nin yarım kalan bin beytini Şahname’nin gövdesine katarken ne kadar doğal davrandıysa, sonraki yüzyıllarda gelen şairler de Sistan Silsilesi (Gürşaspnâme, Berzûnâme vb.) ile Şahname evrenini öyle genişletmiştir. Tıpkı Hammamizade’nin ayinine eklenen yeni bir terennüm gibi, metin asıl gövdeye kaynamıştır. Tarih boyunca İsmail Ankaravî gibi büyük şârihlerin bile üzerine eğildiği, kiminin reddettiği, kiminin ise manevi bir feyizle şerh ettiği bu tartışmalı "7. Cilt" (Cild-i Sâbi) meselesi, yapısal bir "giriş ve davet" olabilir. Hazret-i Mevlâna o kapıyı aralamış, metafizik alemin sırlarına dair o ilk kıvılcımı bırakmış ve gerisini, o nehrin suyundan içen sonraki nesillerin irfanına devretmiş gibidir. Sonradan yazılan o 7. cilt denemeleri, asıl esere sızmaya çalışan birer "sahtecilik" değil; aksine Dede Efendi’nin ayinine kendi ismini gizleyerek melodi ekleyen o isimsiz bestekârların teslimiyetidir. Eser donmuş bir heykel olmadığı için, o yatak her yüzyılda yeni bir şairin tekmilesiyle çağlamaya devam etmiştir.
Edebiyat
Sana benzemeyen gül olmaz olsun
Gül ki güller açsın Al yanağında Yarım sola dönük Yatağın sağında Firdevsin ola da
"İncitme hiçbir karıncayı, yem taşır Canı vardır, can dediğin tatlıdır." Firdevsi .. sonra toplumun içine girdim aptalların alaycı bakışlarını gördüm. İncitmedim . Tiksinerek uzaklaştım.