"Cenab-ı Hakkı bulan,neyi kaybeder?Ve onu kaybeden,neyi kazanır?"
Yani"Onu bulan her şeyi bulur;Onu bulamayan hiçbir şey bulmaz,bulsa da başına bela bulur."
Mesela,nasıl ki murassa ve müzeyyen bir elbise-i fâhireyi biri sana giydirse ve onunla güzelleşsen,halk sana dese:“Maşallah çok güzelsin,çok güzelleştin".Eğer sen tevazukârane desen:"Haşa!.. Ben neyim,hiç.Bu nedir,nerede güzellik?”O vakit küfran-ı nimet olur ve hulleyi sana giydiren mahir sanatkâra karşı hürmetsizlik olur.Eğer müftehirane desen:"Evet,ben çok güzelim,benim gibi güzel nerede var,benim gibi birini gösterseniz."O vakit,mağrurane bir fahirdir.
İşte fahirden, küfrandan kurtulmak için demeli ki:"Evet,ben güzelleştim fakat güzellik libası bana giydirenindir,benim değildir.
Güleryüzler görüyorum kime baksam, peki bu dünyaya nefreti kim öğretti? İşte onlar yüzümüze gülüp arkamızı dönmemizi bekleyenlerdi. Bizi yukarıda görmeye dursunlar paçalarımıza sarılıyorlar hemen. Kimler?hem de en sevdiklerimiz.Evet ilk onlar çekmeye çalışıyor bizi aşağı.Çünkü onlar demli çay muhabbetlerinde bizi öğrenenler samimi dertleşme de zayıf noktalarımızı ezber edenler hele bir onların önüne geç,nasıl alaşağı ediyorlar adamı.Birine kul olma peşinde herkes.Kul olmaya çalıştığın adamı yaratana kul olmaya çalışmak daha mantıklı değil mi?
Neden günde 12 saat yatıp kalkıp ona çalışıyorsun da on dakika kendini bilmeye vermiyorsun diyesim geliyor bazen ama diyemiyorum işte. Kime ne anlatacaksın.
Ve herkes beni ağaca çok iyi çıkar diye bilir.Bilmezler ki sarılmaya ihtiyacım var.Öyle güzeldir ki.sımsıkı sarılı sarılığa çıkarım söğüde, benimle paylaştığı gölgeli kollarında dinlenir, öyle inerim. Ağaca sarılınır mı hiç diyor arkadaşlarım. Sanırım hayatı sorgulamayı sevmiyorlar, gelişine yaşıyorlar.İnsanları tanıdıkça birçok şeye sarılasım geliyor. Ve iki yüzlü insanlardan başka birçok şeyi sevesim geliyor.