Love didn’t come with guidelines. It flowed into a person with only hope as its current. There wasn’t a list of rules to follow, making sure you cared for it correctly. It didn’t give you instructions to keep it pure. It simply showed up quietly, praying you wouldn’t let it slip away.
"Seni özledim,” dedi. Gözleri Aelin’ın ağzı ve gözleri arasında gidip geliyordu. “Wendlyn’de seni özlemediğimi söylediğimde yalan söylemiştim. Sen gittin gideli seni öyle özledim ki çıldırdım. Lorcan’in izini sürüp buraya geleceğime ve bu bahaneyle seni göreceğime sevindim. Bu gece ise Lorcan boğazına bıçak dayadığında...” Rowan’in nasırlı Aelüı’ın boynundaki kesiğin üzerinde gezen parmağının sıcağı Aelin’m içini sardı. “Durmadan aramızda sadece bir okyanus varken seni özlediğimi asla bilemeyeceğini düşündüm. Fakat bizi ayıran ölüm olsa... Seni bulurdum. Kaç kuralı çiğneyeceğim umurumda değil. Üç anahtarı kendimde toplayıp bir geçit açmam gerekse de seni bulurum. Her zaman.”
"Ne istiyorsun peki?"
Derin bir nefes verdim ve "Hiçbir şey," diye itiraf ettim. "Bu hayattan istediğim bir şey veya bir beklentim yok. Ben yapmam gerekenleri yapmayı seviyorum."
"Seninle vakit geçirmeyi seviyorum, bu hem istediğim yalnızlığın hem de yalnızlıktan korktuğum anların tesellisi oluyor. Yanımda olduğunuda aslında orada olmadığını da biliyorum."