"Geçmişin hayaletlerinin seni avladığı hiçbiri günü şu anda yaşamıyorsun. Geçmiş, güzel anılarla dolu olsa bile onu arkanda bırakmak en sağlıklı olanı. Çünkü sen o mutlu anılarına tutunurken aslında derin bir yas tutuyorsun kalbinde, çürütüyor içindeki tüm diğer duyguları."
Sonra bir gün geliyordu işte. Geçiyordu hepsi. Unutuyordun biraz biraz, en azından yaşayacak kadar. İki lokma bir şey yiyip dışarı çıkacak kadar. Sevecek kadar birini, unutuyordun. Değil kalbine, kemiğine kazınmış bir kesik oluyordu bu senin; mezarda bile yanından ayırmıyordun. Teninin altındaydı, saramıyordun. Acıtıyordu, acıyan neresi diye sorana gösteremiyordun.
Birini kaybetmek böyle bir şeydi işte. Ve sadece ölümle kaybedilmiyordu insanlar.
Dünyanın en saf çocukları gibi gelirlerdi bana, eğlenmesini çok iyi bilirlerdi bu yüzden benden çok küçük olmalarına rağmen çok özenirdim onlara. Hiçbir şeyleri yoktu ama çok mutluydular.
Benim her şeyim vardı ama hiçbir duyguya sahip değildim.