Eğer toplumun içinde kımıldayanlar, eski nizamın artıkları, döküntüleri ve tarihi ömrünü yaşamış ilkeler ve organlarsa, o zaman bu ayaklanma veya ihtilal bir irtica olur. Gericilik olur. Muzaffer olsa bile ömrü yoktur. Çünkü temelleri çürümüştür ve böyle bir zaferin iğreti dayanakları er geç çökecektir
Önce Meclis, sonra ordu! Ben kerameti meclisten bekleyenlerdenim.
Kararı zaman verir.
Bir devre yetiştik ki onda, her şey meşru olmalıdır.
Bu çölden hayat çıkarmak, bu inhilalden (dağılıştan) bir kurtuluş yaratmak lazım.
Mecliz nazariye (teori) değil, hakikattir. Hakikatletin, gerçeklerin en büyüğüdür. Orduyu yaratacak olan millettir, fakat millete niyabeten de millet adına meclistir.
Milletimiz çok büyüktür. Yalnız onu toplamak ve sarmak lazımdır. Sen esaret kabul eder misin? Ben onun vereceği cevabı biliyorum. Onun için korkmamalıyız.
Cepheye gitmelimişim! Hayır! Benim hiç acelem yok! Demirci Efe cephedeymiş! Ala! Ama Mustafa Kemal, Demirci Demirci Mehmet Efendi olamaz ki! Onun hareketlerinin mecmu-u kıymeti, vatanseverce bir gösteri sınırunı geçemez. Önümüzde bir Misak-ı Milli var ki!...
Bir Anadolu ki. Mustafa Kemal'in Sivas'ta ve bütün çarkları birbirine çarpan çatışmalar içinde uyandırmaya çalıştığı Milli Birlik çabalarına rağmen, tam bir karışıklık, bir kaos içindeydi: Yalbancı işgaller, iç isyanlar, İstanbul'un ihaneti, yokluk, ümitsizlik, bitkinlik, hülasa tam bir kaos, yani hiçlik. O Ankara toprağına, gerçeklerin bu havası, fakat Ankaralıların coşkun şenlikleri arasında ayak bastı.
Tolstoy, "Herkes dünyayı değiştirmeyi düşünür, ama kimse kendini değiştirmeyi düşünmez."
Einstein, "Düşüncelerimizi değiştirmeden dünyayı değiştiremeyiz.”