Nidâ

Nidâ
@flaneuseng
parti ben gülünce başlasın.
O kalkıp gitmeden hemen önce, büyük ve kutsal bir çan çalmıştı şehrin üstünde ve o çanı duyduğumuzda, nerede olursak olalım, annemizin yanına gitmemiz gerekiyordu. Herkes annesinin dizinin dibine vardıktan sonra ayakta kalanlar, bütün bu olup bitenler için sorumlu tutulacaktı, sonsuza kadar.
Reklam
Hayatta atacağımız bir sonraki adıma karar verirken, öncelikle hafızamızda kalan tecrübelerden yola çıkıyorsak eğer; en çok, yaşadığımız travmalara, yediğimiz darbelere göre karar veriyoruz demektir. Bu kadar korkak olmamızın nedeni bu olmalı.
Umut dediğimiz duyguda açıklanmaya muhtaç bir tuhaflık olduğunu düşünmüşümdür. “Bir umuttur yaşamak” gibi laflarla yüceltildiğini görürüz sık sık. Her şeye rağmen umudunu kaybetmeyen karakterlerin hikayelerini izleriz ya da okuruz. Oysa aslında, aklın, geleceğe ait bir olasılığı gerçektekinden farklı algılamasından başka bir şey değildir. Beklediğimiz, olmasını arzu ettiğimiz sonucun gerçekleşme olasılığını olduğundan yüksek sanma eğilimindeyiz. Rulet denen oyunun yeterli zekada ve akıl sağlığı yerinde kabul edilen insanlar tarafından oynanabiliyor olması bile bunun için yeterli kanıttır. Neden insan, küçük bir olasılığı, sırf gerçekleşmesini çok istediği için olduğundan büyük görüyor? Bir de adına “umut” diyerek methiyeler düzüyor?