İçinden geçen çocukluğunu, gençliğini gördüm senin.
Yüzünde yol alan can kuşunu, aşka dair cümleni.
Ben gördüğümde bütün zamanlardaydın sen.
Anladım bir kadına düşerse ışık nehirlere fısıldayandan,
gecenin koynundan gül toplar, başka şey gelmez elinden.
Sadece bunlar değil, sadece bunlar değil..
Yokluğunda çınlayan boşluklardan mezunum.
Çok şey hissediyorum senin için
Ama değil bunlar senin istediğin.
İlk benim yüzüme rastladınız, en eskisiyim buranın.
Karnıyım dünyanın. Yeryüzünün ağrısı bendedir.
Kum ve kayaç benim.
Issızlık bilgisiyim ben, sessizlik bilgisi.
Durmanın ve kalmanın büyük planıyım.
Her şeyi gördüm, her şeyi. Suyun gidişini, ağacın çiçeklenişini.
Tekrar tekrar gördüm ben daha da görürüm. Büyük Zaman, benim.
Denizler dalgalar dövdü beni, sert rüzgârlar yurt bildi zirvelerimi.
Kırıldım, söküldüm, ufalandım; döndüm bitiştim tekrar kendime
açsan, kırsan, baksan; bütün yeryüzü, her zerremde.
Taş taşıdım, içim kendimden yorgun benim, dilim çok uzun bir yankı.
En eskisiyim ben buranın.
Ağaç duruyor.
Yol da, ot da.
Duran bir şey var bende,
ağaç gibi.
Onu ayaklandırıp, oradan oraya
gitmem zor.
Bende bir ağaç duruyor, bir ot
Eserse arada rüzgâr
Ağacın saçlarını o tarıyor.
Aşk ayaklandırmıştı bir kere
hatırlıyorum, ama...
Şimdi rüzgâr şimdi güz
Ağacın dallarını zorluyor.