oğlunun hayattayken kendine ne büyük özenle baktığını anımsadı; sonu gelmez banyolar, masajlar, silah eğitimi ve boksla güçlenişi, buz gibi duşlar, incelikli, kibar parfümler... hepsi gelip gelip bir buğday tarlasında, gübre yığını misali, yorgunluktan yıkılıp devrilen, düştüğü yere gömülüveren bir iş hayvanı misali çürümek içinmiş.
bu nedenle, yüreğinde acıma uyandıran tek düşman türü o mezarlarda çürümekte olan adsız, cahil erlerdi. zamanında birer köylüydüler, fabrika işçisiydiler, dükkânlarda tezgâhtardılar, bağırsakları ölçüsüz gelişmiş obur almanlardı; savaşı açlıklarını doyurmak için, birilerine buyruk vermek, birilerini pataklamak için fırsat bilmişlerdi, çünkü ömürlerini kendi ülkelerinde boyun eğmekle ve tekme yemekle geçirmişlerdi.