Zamanın birinde, bir grup Rum ressamı ile bir grup Çinli ressam, en iyi sanatçıların kendileri olduğunu iddia ediyorlardı. Derken, sanatın hâmisi olarak sultan, her iki tarafı imtihan etmeye karar verdi. Ressamlar, birbirine açılan, fakat aradan bir perdeyle ayrılmış iki odada çalışmaya başladılar. Çinliler her çeşit boyayı isteyip güzel bir resim yapmaya koyulurken, Rumlar duvarın pasını ve eski boyasını çıkarmak için gerekli malzemeden başka bir şey istemediler. Zamanlarını duvarı ayna gibi parlayana kadar temizleyip cilalamakla geçirdiler. Bir süre sonra, sultan, sanatçıları ziyaret etti. Çinli ressamlar perdeyi kaldırınca, sultan aklını başından alacak güzellikte bir resimle karşılaştı. Rumların bölümüne girdiğinde, onlar da perdeyi kaldırdılar. Çinlilerin karşı duvardaki resminin, aynaya benzettikleri duvardaki yansıması o kadar güzeldi ki, sultanın gözleri kamaştı. Cilalı duvar, hırsın, mülkiyetçiliğin ve önyargının pasından arınmış sufilerin kalbini sembolize eder, enfüsi ve afaki gerçekliği yansıtır, hakikati anında ve öylesine hızlı kavrar ki, yorumlama ve arayışa ihtiyaç bırakmaz.
"Ruh karanlıktayken, kişi hayattaki yolunu bulmak için akıl fenerine ihtiyaç duyar; oysa ruh aydınlandığında, kimse akim fenerini aramaz,