10/10
·304 syf.··
2026 26. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 15 Haziran 2026 20:00
Romain Gary; çok zor geçen çocukluk ve gençlik yılları, Ukrayna’dan Fransa’ya sadece annesiyle göçmen olarak gidip ikinci sınıf vatandaş olmanın bütün zorlukları, bunların üstesinden gelmek için inanılmaz irade gösteren muazzam bir anne (bu yaşadıklarını Şafakta Verilmiş Sözüm Vardı adlı biyografik romanında anlatır ki halen okuduğum en iyi romanlardan biridir), ikinci Dünya Savaşı’nda Fransa kuvvetlerii’nde pilotluk yılları, sonrasında Dışişleri Bakanlığında muhtelif yerlerde elçilik görevleri, ve “Polonya’da Bir Kuş Var” adlı romanıyla gelecekteki çok büyük bir yazarın ayak sesleri… Uçurtmalar adlı romanı, romanlarına getirilen eleştirilerden sonra bir meydan okuma ile Emil AJAR mahlasıyla yazdığı romanlardan biridir. Çok katmanlı, hem aşk, hem savaş, hem de özverinin temel alındığı, 2. Dünya Savaşının hemen öncesinden başlayıp savaşın bitimine kadarki tarih aralığını kapsayan son derece etkileyici bir roman. İçinde neler yok ki; soylu bir aile ve bu ailenin fettan kızı Lili ile köyde yetişen delikanlının inişli çıkışlı aşk hikayesi, Fransız direnişçilerinin vatanseverlik öyküleri ve ille de unutulmaz karakter, hümanist, uçurtmacı Ambroise Flury. Bu kadar etkileyici bir karakteri çok az romanda gördüm. Romain Gary’nin en iyi romanlarından biri, beni çok etkiledi. Kesinlikle tavsiye ederim.
UçurtmalarRomain Gary (Emile Ajar) · Sel Yayıncılık · 2025175 okunma
Kaçışlar,korktuğumuz şeylerdir
7/10
·134 syf.··
Beğendi
·
2026 29. kitabı
Godot'yu Beklerken Samuel Beckett adlı eseri 2.dünya savaşı sonrası her şeyini kaybetmiş varoluşsal krizler yaşayan insanın anlam arayışını ifade eden bir eser olarak kaleme alınmış. Eserde Vladımır ve Estragon Godot’u beklerler ancak Godo ne bir insandır ne de başka bir şey. Godo, insanın ümit ederek bağlandığı neyse odur. Umuttur. Bu belirsizlik içinde sadece beklerler, beklerken de hayatın karmaşıklığında, yapılması gereken şeyler, ikili ilişkilerimiz, arzularımız,acılarımız,mutluluklarımızla bir oyalanma halindeyizdir… Zamanı böyle geçiririz. Yani aslında anlam arayışı dediğimiz şey anlamsızlığın ta kendisidir. Bunu da Godot’u beklerken bir nişan gibi taşırız,anlamsızlığa anlam atfederiz. Godot’u beklemekte ki amaç aslında insanın sorumluluk almamak için sığındığı bir sığınaktır. Bir kurtarıcı bekler,ama o kurtarıcı asla gelmeyecektir. Ve bu ümitle sırf bir şey yapmamak,çaba sarf etmemek,ter dökmemek için Godot’u beklerler. Her gün aynı yerde onu beklerler. Eserde bir çocuk her gün gelip Estragon ve Vladımır’e Godot’un bugün gelemeyeceğini ama yarın mutlaka geleceğini söyler.Bu söylem insanı zamanın bekçisi yapan ve onu orada zamanın içerisinde köleleştiren umut dolu bir söylemden ibarettir. Oyunda Pozzo ve Luky vardır.Pozzo efendi, Luky ise köle rolündedir. Pozzo gücü,otoriteyi,zenginliği,mülkiyeti temsil eder ve elindeki kırbacıyla Luky’i yönlendirir. Luky ise sistemin içerisinde eriyen insanı temsil eder,muhtaç ve yönlendirilmesi gerekli olanı. Pozzo, Luky olmadan gücünü kanıtlayamaz, Luky de Pozzo olmadan ne yapacağını bilemez. Yani ikisi de birbirine muhtaçtır,sistem bunu bilerek yapmıştır. Biri olmadan bir diğeri varolamaz. Pozzo, Luky’e sahnenin bir bölümünde Estragon ve Vladımır’in isteği üzerine düşünmesini söyler Luky’de şapkasını takıp düşünmeye başlar ancak
Godot'yu BeklerkenSamuel Beckett · Kabalcı Yayınları · 202110,1bin okunma
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
4/10
·336 syf.·
2024 7. kitabı
1-100: Kesinlikle nefret ettim 100-225: iyi gitti 225-300: Her anından tiksindim 300-330: Çok iyi gitti Bu kitap bol bol sefalet, cinsel şiddet ve korkunç erkek karakterler içeriyor. Kitabı keyifle okumak gerçekten imkânsız, bunun yerine büyük bir sinirle ve diken üstünde durarak okumaya devam ediyorsunuz. Kral Midas tarafından bir yetimken kurtarılıp altına dönüştürülen Auren yıllardır kafeste tutuluyor ve Kral Midas dışında kimsenin ona dokunmasına izin verilmiyor. Auren yaşadığı hayatı pek fazla sorgulamıyor, ne zaman bu hayatın kötü yanını görse kendini Midas’ın onu kurtarmış olmasıyla ve eskiden arkadaş olmalarıyla avutup mutlu olmaya çalışıyor. Ona kızamıyorum klasik Stockholm Sendromu… Midas, Auren’i herkesten korumaya çalışırken bir yandan da haremiyle gününü gün ediyor ve yaptığı her şeyi Auren’in izlemesini sağlıyor. (Ayrıca evli) Midas manipülatif bir karakter ve Auren’in zayıf kısımlarını çok iyi bilerek bunu kendi çıkarı doğrultusunda kullanıyor ve Auren’in bu hayata şükretmesini sağlıyor. Kral Fluke ile olan kısımların hepsinden etimle kemiğimle tiksindim. Ancak Fluke’nin sonunun bağlanış kısmı beni şaşırttığı ve bu bağlantıyı takdir ettiğim için spoiler vermeyeceğim. Fluke’nin olduğu her sahne sadece ve sadece Midas’tan daha fazla nefret etmeme neden oldu. Kitabın orta kısmı hızlı bir şekilde aktı, özellikle Sail ve Digby’nin olduğu kısımları çok sevdim. Ancak 225 ve 300. Sayfalar arasında olan kısım beni sinirden çıldırttı. Bu denli büyük bir fiziksel ve cinsel şiddetin tasviri çok fazla kanlı/şiddetli kitap okuyan beni bile tiksindirdi. Rissa’nın başına gelen her şeyden ve katlanması gereken her şeyden etimle kemiğimle nefret ettim. Birçok kişinin son 30 sayfayı okuyup 2. Kitaba geçin deme sebebini anlıyorum. Bu kitabı parçalayıp yok etmek mi
TutsakRaven Kennedy · Ren Kitap · 2023439 okunma