Hayat bağlantı olmadan nedir ki? Nitekim Hume şöyle yazmıştı: "Biz, süreğen bir akış ve devinim içinde akıl almaz bir hızla birbirini takip eden değişik duyumların bir toplamından veya yığınından ibaretiz."
(...) karmakarışık duygulara gark olmuştum; hayatının böyle bir arafta yitip gittiğini ve dağıldığını görmek hem hazin, hem absürt, hem de kafa karıştırıcıydı.
Eğer çözüm adımları çoksa ve fazla zaman gerekiyorsa, nerede kaldığını, hatta soruyu unutuyordu. Kimyasal elementleri biliyor, onları karşılaştırabiliyor ve periyodik cetveli çizebiliyordu. Fakat uranyumdan sonraki elementleri atlıyordu.
Bilmem ki nasıl tarif etmeli. Sanki bir gariplik var adamda; insanı tedirgin eden, düpedüz tiksindiren bir şey var. Nedendir bilemiyorum, ama ömrümde bu kadar nursuz bir adam görmemiştim. Bir yerinde bir çarpıklık olsa gerek; öyle bir hisse kapılıyor insan, ama çarpıklık neresinde tam olarak kestiremiyorsun. Görünüşü çok garip, gelgelelim olağandışı hiçbir şey bulamıyorum. Yok, efendim, anlamak mümkün değil; onu tarif edemiyorum. Belleğim yetersiz kaldığından değil; inan, adam şu an bile gözümün önünde.