Koca öküz başını çevirdi, kasabın kirli elbiselerini derin derin, gürültülü bir nefesle kokladı sonra kımıldandı, toplandı yavaş yavaş kalktı…Çalışmaya gitmeyecekti, fakat ölüme hazırdı.
Saklamaya çalışsanız da gözyaşlarınızı fark ettim, yüreğinden utanmak erkeklerin kötü özelliğidir. Ara sıra akıllarından da utansalar iyi olur oysa, akıl sıklıkla hataya düşer.
“Dikkat et de kader homurdanmalarını duymasın ve nankörlük saymasın, kader ödüllerinin takdir edilmemesiden hoşlanmaz, şimdiye kadar hayatı öğreniyordun ama sınanman da gerekecek.”
Her ne kadar aşk bir haksızlık gibi doğan, kaprisli, açıklanamaz bir duygu gibi adlanırılsa da her şey gibi onun da kendi kanunları ve nedenleri vardır. Eğer bu kanunlar bugüne kadar pek az araştırılmışsa, bunun nedeni aşka tutulmuş bir insanın; bir intibanın ruha nasıl sızdığını, duyguları bir rüya gibi nasıl zincire vurduğunu, ilk başta gözleri kör ettiğini, nabzın hangi andan itibaren güçlü atmaya başladığını, aniden mezara kadar süren bağlılığın, kendini feda etme arzusunun nasıl belirdiğini, kişinin benliğinin nasıl olup da yavaş yavaş kaybolarak o kadına ya da adama geçtiğini, zihnin nasıl alışılmadık bir şekilde aptallaştığını ya da incelikli bir hale dönüştüğünü, iradesini nasıl başkasının iradesine teslim ettiğini, başının nasıl eğildiğini, dizlerinin titrediğini, gözyaşlarının, ateşin ortaya çıktığını bir alim gözüyle izleyememesindendir.