bibliyo.filiz.m

Puan vermedi·567 syf.··
2026 23. kitabı
·
19 günde okudu
·
Okunma: 28 Nisan 2026 17:09
Çoğumuz kararlarımızı kılı kırk yararak verdiğimizi, her zaman mantıklı olduğumuzu düşünürüz. Ancak Daniel Kahneman, “Hızlı ve Yavaş Düşünme” ile bu güvenimizi nazikçe sarsıyor: Aslında iki farklı düşünme biçiminin etkisi altındayız. Sistem 1 dediğimiz o hızlı ve sabırsız tarafımız, hayatın akışında bizi ayakta tutan mekanizma; ancak bu hız bizi sık sık önyargıların kucağına itiyor. Öte yanda ise Sistem 2 var; derinlemesine düşünen, yavaş ve bilge tarafımız. Zihnimiz doğası gereği tasarruf yapmayı seviyor ve çoğu zaman ipleri Sistem 1’e bırakıp koltuğuna yaslanıyor. Kitapta beni en çok şaşırtan zihnimizin rasyonel sandığımız ama aslında tamamen “insani” olan o tuhaf çalışma biçimi. Bu hataların temelinde meşhur WYSIATI (Gördüğün neyse, olan odur) kuralı yatar. Sistem 1, elindeki kısıtlı bilgiyle hemen tutarlı bir hikaye yazar ve “bilmediği şeyler” üzerine kafa yormayı reddeder. Çünkü biliyoruz ki hikayeler, insanların inançlarını verilerden daha fazla şekillendirir. Bu durum bizi, bir rakama takılıp kaldığımız Çapalama Etkisi’ne veya kaybetme acısının kazanma sevincini bastırdığı Kayıptan Kaçınma dürtüsüne sürükler. Hatta zihnimiz bir deneyimi süresine göre değil, sadece sonuna ve en yoğun anına göre hatırlar. Kahneman buna Deneyimleyen ve Hatırlayan Benlik ayrımı diyerek hayatımızı aslında bu çarpıtılmış anılar üzerinden değerlendirdiğimizi söyler. Kahneman’ın bireysel zihnimiz için yaptığı bu tespitler, aslında Yuval Noah Harari’nin Sapiens’te anlattığı insanlık tarihinin de temel taşıdır. Harari’ye göre Homo sapiens’i diğer türlerden ayıran asıl güç, gerçekte var olmayan “kurgulara” (uluslar, yasalar veya ortak değerler gibi) milyonlarca insanı inandırabilme becerisidir. Bireysel ölçekte Sistem 1’in boşlukları doldurmak için uydurduğu küçük hikayeler, toplumsal
Hızlı ve Yavaş DüşünmeDaniel Kahneman · Varlık Yayınları · 20181,826 okunma
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Puan vermedi·251 syf.··
2026 22. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 08 Nisan 2026 01:27
Cennetin Dibi, günümüz dünyasının bizlere cennet diye sunduğu o ışıltılı tutsaklığı sorgulatan bir eser. Gündüz Vassaf; sevgiden aileye, yaşamdaki rollere, cinsel kimliklere, başarıdan düzene kadar en dokunulmaz değerlerimizi kaleme aldığı denemelerle sorgularken, bir konudan bir konuya özgürce uçan o kışkırtıcı anlatımıyla bizi bilerek irite ediyor. Yazarın kullandığı aşırı uç örnekler ve sarsıcı yaklaşım, aslında birer düşünce alıştırması olarak bizi en duyarlı yerimizden yakalıyor ve üzerine titrediğimiz kutsalların ne kadar dayanıksız bir temelde durduğunu gösteriyor. Bizi hayali bir cennetten indirip kendi gerçeğimizin dibine fırlatan bu huzursuz edici yolculuk, sonunda şu soruyu sormaya zorluyor: İnandığın her şey gerçekten sana mı ait, yoksa hepsi sana öğretilen birer rol mü? Bu kitap, daha önce bir solukta okuduğum, her bölümüyle doğrudan hedefe giden, keskin bir yumruk gibi olan Cehenneme Övgü’nün aksine, o etkinin daha dağınık ve zihin yorucu dolambaçlı bir yola dönüşmüş hali. Cehenneme Övgü, geceyi ve özgürlüğü bir kurtuluş sözüyle yüceltirken, bu eser bizi doğrudan o sözde cennetlerin sahteliğiyle yüzleştirerek çok daha fazla irite eder. Bu yüzden Cehenneme Övgü bir solukta okunan sarsıcı bir bildiri tadı verirken; Cennetin Dibi, uç örnekleri ve daldan dala atlayan yapısıyla okuru sürekli yavaşlatan, sindirilmesi güç bir okumadır. Yazar eserlerinde asıl deliliğin/anormalliğin, herkesin tek bir kalıba uymaya zorlandığı “normal toplum” olduğunu savunur. Onun için özgürlük, çoğunluğun dayattığı yaşam biçiminin dışına çıkabilme cesaretidir. Bu kısım gerçekten çok tartışılır. Kimi durummlarda evet ama öyle durumlar da var ki yani bilemiyorum kabulü zor. Yine de yaşantımızın rahat uykusundan uyanmak isteyen ve olağan denilen her şeyi bir de tersten
Cennetin DibiGündüz Vassaf · İletişim Yayınları · 20192,726 okunma
9/10
·279 syf.··
Beğendi
·
2026 21. kitabı
·
10 günde okudu
·
Okunma: 31 Mart 2026 01:15
Modern dünya bizi “düzen”, “normallik” ve “sınırlar” adı altında görünmez birer hapishaneye hapsederken, Gündüz Vassaf bu tek tipleştirmeye karşı kışkırtıcı bir ses. Kült eseri “Cehenneme Övgü” alışılagelmiş tüm değer yargılarını tersyüz eden etkileyici bir manifesto. Kitabın adı, aslında çarpıcı bir metafor.Vassaf’ın dünyasında kavramlar bildiğimizden farklı anlamlar taşıyor: Cennet, her şeyin belirli, kurallı, mutlak ve bu yüzden de boğucu olduğu “mükemmel düzeni” temsil eder. Burası, sürprizlere yer olmayan, her adımın sistem tarafından belirlendiği bir altın kafestir. Cehennem, bilinmezliği, karmaşayı, kaosu ve dolayısıyla seçme özgürlüğünü temsil eder.Vassaf, bizi her şeyin kontrol altında olduğu o steril “cennet bahçesinden” çıkmaya; kendi kararlarımızı verebileceğimiz, belirsiz ama gerçek olan o kaotik “cehenneme” adım atmaya davet eder. Vassaf’a göre özgürlüğümüzün önündeki en sinsi engellerden biri dildir. Kelimeler sınırlıdır ve sonsuz olan hislerimizi dar kalıplara sokar. “Merhaba”, “Nasılsın?” gibi otomatiğe bağlanmış ifadeler, gerçek iletişimin önündeki en büyük engeldir. O,kelimelerin gürültüsü yerine sessizliği ve tanımlanmamış olmayı (isimsizliği) birer özgürlük biçimi olarak yüceltir. En tehlikeli totalitarizm, diktatörlüklerle değil, bireyin kendi rızasıyla teslim olduğu “gündelik hayatın totalitarizmi” ile kurulur. Aile, eğitim, belirli kahvaltı saatleri ve rutinler; bizi korumak için değil, sistemin uysal birer parçası yapmak için tasarlanmış yapılardır.Her gün aynı yoldan işe gitmek ve sorgulamadan yaşamak, insanın kendi kendisine uyguladığı bir baskı rejimidir. Gündüz; denetimin, verimliliğin ve toplumsal maskelerin vaktidir.Gece; kontrolün zayıfladığı, sınırların belirsizleştiği ve insanın nihayet kendiyle kalabildiği tek özgürlük
Cehenneme ÖvgüGündüz Vassaf · İletişim Yayınları · 202513bin okunma
Puan vermedi·184 syf.··
2025 27. kitabı
·
22 günde okudu
·
Okunma: 26 Mayıs 2025 16:29
Rüyalar mı yaşamı yönetiyor, yaşam mı rüyalara yön veriyor? Devletler çaresiz kaldığında metafiziğe yönelir mi? İnsan gördüğü rüyadan dolayı cezalandırılır mı? Köprülü ailesinin Osmanlıdaki rolü ne? Bürokrasinin soğuk ve tekinsiz koridorlarında neler oluyor? Arnavutluk edebiyatından #ismailkadare ile tanıştığım kitap. Arnavut yazar Kadare’nin gerçeğin izlerinden yola çıkarak distopik bir kurmacayla yarattığı imparatorlukta (Osmanlının gerileme dönemi olarak yorumlanmış hep) Rüyalar Sarayı adlı kurum üzerinden ülkenin her yerinden gelen rüyaların tasnifi ve yorumlanması ana içeriği oluşturuyor. Sarayın kasvetli koridorları bürokrasinin soğuk ve tekinsiz koridorları gibi. Ana kahraman Mark Alem ile bu koridorlarda geziniyoruz. Sarayda işe başladıktan sonra gerçek yaşamdan uzaklaşmasını ve ikisi arasındaki sıkışmışlığı görüyoruz. Silik, kendi halinde, çekingen doğu ile batının ortasında kalmış bir karakter. Mark Alem, Köprülü ailesinden ve ailenin nüfuzu sayesinde bu sarayda işe başlıyor ve kendi bile nasıl olduğuna anlam veremeden terfi ediyor. Bürokrasinin gücü. Yazar Arnavut, Köprülü ailesi Arnavut. Burada Osmanlı üzerinde etkisi büyük olan Köprülü ailesinin entrikalarını da yazarın Türkler ve Osmanlılar hakkındaki duygu ve düşüncelerini de hissediyorsunuz. Yazarın rüyalar sarayı fikrini ve anlatımını çok beğendim. Akıcı, sıkmayan tatlış tatlış okunan bir dili var. Bu güzel fikre ve anlatıma göre doyurucu bir içerik ve olaylar kurgusu beklentim oldu. Maalesef kitap öylece bitiverdi ve olay örgüsü zayıftı. Bu üzdü. Yazarın kitabı yayımlandıktan sonra rejimle başı derde girmiş ve yazar sığınmacı olarak Fransa’ya gitmiş. İsmail Kadare’nin Arnavutluk edebiyatında önemli bir isim olduğunu öğrendim. Ben birkaç kitabını daha okumak isterim. İlgisi olanlara tavsiye
Rüyalar Sarayıİsmail Kadare · Jaguar Kitap · 2022434 okunma
9/10
·344 syf.··
Beğendi
·
2025 50. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 02 Eylül 2025 16:25
“Annem kendi kendisini bulabilmek için, dünyaya açılmak istemişti. Babamla ben de dört yaşında oğlu olan bir kadının kendini bulması için artık zamanın gelmekte olduğunu kabul etmiş hatta bu konuda onu desteklemiştik. Ama hiç anlayamadığım şey, kendini bulmak için neden ille de gitmesi gerektiğiydi. Neden bu işi Arendal’daki evimizde halledemiyordu? Ya da hiç olmazsa, Kristiansand’a bir gezi yapmakla yetinemez miydi sanki? Kendini bulmak isteyen herkese tavsiyem, bulundukları yerde kalmalarıdır. Yoksa kendilerini hepten kaybetme tehlikesi çok büyüktür.” Yukarıdaki alıntıdan anlaşılacağı üzere romanı bir çocuğun -Hans Thomas- bakış açısından okuyoruz. Jostein Gaarder, genellikle romanlarını bu şekilde yazıyor. Belki de o unuttuğumuz çocuk gözümüzle, kalbimizle yaşadığımız dünyaya bakmayı anımsatmak istiyor. Kendini arayan kadın ve yıllar sonra onu bulmak için Norveç’ten Atina’ya yolculuğa çıkan baba oğulun yaşadıkları ve aralarında geçen anlamlı sohbetler gerçek zaman düzlemindeki anlatı. Bir de Hans’ın benzin istasyonunda karşılaştığı gizemli bir cücenin ona büyüteç vermesiyle başlayan fantastik anlatı var. Mor gazoz ve büyülü adanın hikayesi… İskambil kartlarının vücut bulmuş halleri … ve elbette Joker … İskambil kartlarının oyun kartı olması dışındaki sembolik anlamları neler? Tüm bunların Hans ve ailesiyle ilişkisi ne? Bu iç içe geçmiş iki katmanlılık, gizem ve felsefi yön romanı zenginleştirmiş ve daha derin bir anlam yüklemiş. (Düşündüm de film uyarlaması güzel olurdu.) İskambil Kağıtlarının Esrarı, Sofi’nin Dünyası’nda olduğu gibi felsefi bir içeriğe sahip ama ondan farklı olarak filozoflardan ve teorilerden açıkça bahsetmiyor. Felsefeyi romanın dokusuna ilmek ilmek işlemiş. Eser, Gaarder’a Norveçli Eleştirmenler Edebiyat Ödülü’nü kazandırmış. (1990) Kitabı
İskambil Kağıtlarının EsrarıJostein Gaarder · Pan Yayıncılık · 20221,283 okunma