Gerçek aşk acısı, varlığımızın en temel noktasına yerleşir, bizi en zayıf noktamızdan sımsıkı yakalar ve diğer bütün acılara derinden bağlanarak bütün gövdemize ve hayatımıza hiç durdurulamayacak bir şekilde yayılır.Eğer umutsuzca aşıksak, baba kaybından en sıradan talihsizliğe, mesela anahtarımızı kaybetmeye kadar her şey, diğer bütün acılar , dertler ve huzursuzluklar , her an yeniden kabarmaya hazır olan bu asıl ıstırabımızın tetikleyicisi olur.
Avrupa’da zenginler, kibarca zengin değil gibi yaparlar…Uygarlık budur.Bence kültürlü ve uygar olmak da herkesin birbiriyle eşit ve özgür olması değil, herkesin kibarca diğerleriyle eşit ve özgürmüş gibi davranmasıdır.O zaman kimsenin suçluluk duymasına gerek kalmaz.
Sandığın gibi o kıza aşık değilim tabi…dedim.Ama tartışmak için söylüyorum, insan kendinden yoksul birine hiç aşık olamaz mı? Zengin- fakir aşkı olmaz mı hiç?
Bizim ilişkimizde olduğu gibi aşk, dengi dengine sanatıdır.Sen hiç zengin bir genç kızın, yakışıklı diye kapıcı Ahmet Efendi’ye , inşaat işçisi Hasan Usta’ya aşık olup evlendiğini Türk filmleri dışında bir yerde gördün mü?