Beyza

Puan vermedi·64 syf.·
2022 10. kitabı
Kısacık, etkili öykülerden oluşan bir kitap. Fikir vermesi açısından sevdiğim birkaç öyküyü yazacağım, hoşunuza giderse kitabı alıp diğer öyküleri de okuyabilirsiniz. Günce Yorucu bir günün sonunda, yağmur damlalarıyla pıtrak, buğulu ve soğuk bir geceye uyanıp yazdı günlüğüne, yastığının altında özenle sakladığı: Ben öldüm bir kez daha, hep olduğu gibi, bugün de. Ve bir yaprak daha çevirdi defterinde, ölümünü ekledi tükenen yaşamına. (Syf 25) Mahzen Penceresi işlek bir caddenin derin perspektifine bakan bir oda. Pencerenin önünde büyük bir masa, masanın üzerinde kağıtlar, kalemler, defterler ve kitaplar. İnsan o masada oturup o kitapları okuyan ve o defterlerle kağıtlara o caddeden gelip geçen insanlar ve taşıtlar hakkında birşeyler yazan o mutlu kişi olmaktan başka ne isteyebilir ki? Aynı şeyleri karanlık bir mahzenin en dibindeki masasında güdük bir mumun titrek ışığında yazan ve arada sırada şamdanı eline alıp o uçsuz bucaksız labirentin ışıksız koridorlarını keşfe çıkan kişi olmak mı? Kimbilir, belki... Nasıl olsa labirent aynı, değişen dekor yalnızca. (Syf 37) Şişe Şiirler yazdı yıllarca, aşk ve ölüm şiirleri. Kimsenin onları okumasına izin vermedi. Bir gün büyük bir ateş yaktı bahçede. Güzdü. Kapkara bulutlar kaplamıştı göğü. Bahçeden topladığı sararmış yaprakları attı ateşe önce, ardından da defterlerini. Sözcükler duman olup uçtu, havaya karıştı. Geride kalan külleri toplayıp bir şişeye doldurdu ve balmumuyla mühürledi şişenin ağzını. Ertesi sabah erkenden kalkıp deniz kıyısına indi. Fırtınalı bir gündü. Azgın dalgalarla kabarıyordu deniz. Yanında getirdiği şişeyi olanca gücüyle fırlatıp denize attı. Şişe dalgaların arasında bir görünüp bir yok olurken, oturup izledi onu bir süre. Sonra ani bir kararla, sanki birdenbire aklına unuttuğu birşey gelmişçesine,
Öykü UçlarıAli Teoman · Yapı Kredi Yayınları · 2014199 okunma
“Kötü bir anıyı unutmanın en iyi yolu güzel bir tanesiyle değişmektir.”
9/10
·252 syf.·
2022 7. kitabı
Öyle kitaplar vardır ki kendimize saklamak isteriz, bilinmesinler isteriz. Birkaç sayfa okuduktan sonra bu kitabın da onlardan biri olacağını düşünmüştüm ta ki 80’li yılların mektuplarına gelene kadar… O yılların koşullarını anlattığı mektupları okudukça yıllar geçse de bazı şeylerin hiç değişmediğini ve güzelim ülkemizin başına hep aynı şeylerin geldiğini görmek ne üzücü. Yazar, öyle çok şey hissettiriyor ki… Onunla birlikte neşeleniyor, gülümsüyor, bazen de aksine onunla birlikte öfkeleniyor, şartlara kızıyor, olanlara üzülüyorsunuz. Bir hayat, bir dönem geçti satırlarda gözlerimin önünden. Mektupları herkesin okumasını isterim bu yüzden. Birkaç alıntıyla sonlandırıyorum: “Sevgili küçük tavşancığım, 1980 yılı Bütçe konuşmalarını dinlemek gibi bir saçmalık ettim. Birkaç saat boyu liderciklerin demagoji atraksiyonları kafamı şişirdi, ama şu gerçek de kafama dank dedi: Böylesine perişan yönetimle ülkenin ayakta kalması mucize’den öte bir deprem ister!” … Deliricem diyorsun hak vermiyor değilim güzelim, ya gelmek istediğin ortam da bu! Ecevit bile Pinochet rejiminin, modelinin oluşturulmak istendiğini açık açık bağırmağa başladı çok şükür! Demirel boyuna dış yardım geldi gelecek, sabır, aman şu anarşi canavarını ezelim hıçkırıkları içinde şaşkın! Erbakan günün büyük komedyeni! Fatih’in torunlarıyız deyu heyyt! naraları atmada. Vallahi basıyorum kahkahayı!” (Syf 173) “Yani benim geleceğe yönelik kaygılarda aşırı karamsar, abartmalı korkak olduğum savı, bugün sanırım hafif kalıyor!! Artık herkesin konusu bu! Nereye varacak bu doludizgin gidiş! Siyasal ortam, terör, baskı desen alabildiğine, çorba! DİSK genel grev kararı almış! Başkaca ne ses ne nefes millette! Boş koyun bakışlarıyla sürüklenip gidiyor!” (Syf 166) “Daha üç dört gün önce %15’lik bir devalüasyon’la
Canım TavşancığımVüs'at O. Bener · Yapı Kredi · 201733 okunma
8/10
·138 syf.·
2021 377. kitabı
Kısa, yormayan ve alt metni sağlam bir hikaye. Yazarın hayatına kısaca bir göz atıp başlarsanız keyif alarak okuyacağınızdan eminim. Yüzyıllar önce yazılmış fakat okuduğum her satırda günümüzü hatırlattı. Fikir vermesi açısından iki alıntı ile sonlandırıyorum: “Her hafta bir kurt alarmı veriliyordu. Karanlık bir gecede onları görebildiysem de sürüyü korumak mümkün değildi. Bir çalılığın arkasına pustum, diğer köpek yoldaşlarımsa kurtların peşine takılıp uzaklaştılar. Saklandığım yerden etrafı gözetlerken, iki çobanın ağılın en güzel koçlarından birini yakaladıklarını gördüm. Hayvanı öyle bir kestiler ki, sabahleyin bulunduğunda, sahiden de kurtlar tarafından öldürülmüş gibi görünüyordu. Kurtların aslında çobanların ta kendisi olduğunu ve sürüyü korumaktan mesul olanların onları katlettiğini görünce küçük dilimi yuttum. Vakit kaybetmeden sürü sahibine sürüye kurt indiğini söylüyor, ona postunu ve etin bir kısmını verip geri kalan iyi kısımlarını kendileri afiyetle mideye indiriyorlardı.” (Syf 49) “Bu hainliğe kim çare bulacak? Savunması gerekenlerin saldırdığını, nöbetçilerin uyuduğunu, emanete hıyanet edildiğini, bizi kollayanların bizi katlettiğini kim söyleyecek?” (Syf 50)
Köpeklerin SohbetiMiguel de Cervantes · Kolektif Kitap · 2015507 okunma
7/10
·93 syf.·
2021 368. kitabı
Tüm insanlığın ortak acısı olan savaşa, kadına şiddete, ölüme, mutsuzluğa ve eşitsizliğe dair öykülerden oluşuyor kitap. Anlatılanların hepsi bir yerlerde hala yaşanıyor ve ne yazık ki yaşanmaya devam edecek. Kısacık öykülerle çok güzel anlatmış derdini, derdimizi. Okurken aklıma Ferit Edgü geldi, onun kalemini seviyorsanız bu kitaba mutlaka bir şans vermenizi öneririm. Etkilendiğim öykülerden alıntılarla sonlandırıyorum: “Tam düzlüğe inmiştik ki, ansızın jet gibi bir uçak geçti başımızın üstünden. “Eyvah, geldiler!” diye çığlık attım. “Geldiler işte!” Kardeşime, “Çabuk yere yat!” diye bağırıp ben de kendimi toprağın üstüne attım. Doğrulduğumda Süreyya’nın sevinç çığlıkları içinde, “Bebek!” diye bağırarak koştuğunu gördüm. Uçaktan atılan oyuncaktı. Birden köyde yayılan söylentiyi anımsadım. “İsrail uçakları oyuncak bombalar atıyormuş.” “Süreyya dokunma!” diye haykırarak çılgın gibi koştum. “Abla, bebek, bebek bunlar,” diyordu Süreyya. “Haaayııır! Bebek değil onlar, bomba. Sakın dokunma. Dokunma dedim, ablacığım ne olur dokunmaaa!” Yetişemedim. Bebeği eline aldığı anda masmavi gök kubbeyi önce onun sevinçleri kapladı. Kardeşim, bir anda milyonlarca parçaya bölündü. Otlara, ağaçlara, çalılara takılmış milyonlarca parçaya…” (Syf 48) “Gözlerini ayıramazdı beni görenler. Her an gülecekmiş gibi duran kırmızı dudaklarımdan, çekingen ama bir o kadar da özgür, sevinçli bakışlarımdan. Küçük bir kıvılcım yeterdi kahkahalarımı salıvermem için. Ela gözlerim, ince küçük burnum, kömür karası upuzun parlak saçlarımla tehlikeli bir güzelliğe sahiptim onlarca, yani babam ve ağabeylerime göre. Bu nedenle duvarlarım yüksek tutulmalıydı. Hele okula gitmem olanaksızdı. Kıskıvrak bağlanmalıydım, onların ellerinde olmalıydı iplerim. Aşık olmam, kırlara çıkmam, çiçeği, böceği, insanı sevmem
Çilesine AşıkLeyla Ruhan Okyay · Notos Yayınları · 20109 okunma
9/10
·56 syf.·
2021 313. kitabı
Cahillerin hoşuna gitmeyecek bir kitap ^^ Çok keyif alarak okudum. Kitabı almayıp merak edenler için çoğunu alıntıladım. Keyifli okumalar ^^ Cahil, tiyatro sevmez, konser sevmez, heykel sevmez, tenis sevmez, satranç sevmez. Kitap hiç sevmez. (Syf 12) Cahilin kafası çerçöple doludur. O bunları bilgi sanır. (Syf 13) Halk cahili sever. Ama her zaman değil. (Syf 15) Cahil, sürekli inkar eder. (Syf 17) Cahil, beş vakit yalan söyler. (Syf 18) Cahil, bir yalanı yüz kez yinelediğinde, daha inandırıcı olduğunu düşünür. (Syf 18) Cahilin kafası boş kasası doludur. (Syf 22) Cahilin de tekkesi vardır,
CahilFerit Edgü · Sel Yayıncılık · 2018276 okunma