Sonra gene içimizden bir ses, "Artık imkan kalmadı," der. Bunun anlamı, o dönüp bize gelse de artık hayatımızda ona hiçbir yer veremeyeceğiz, demektir.
Lakin o, dar, sert ve realist köylü mantığıyla bu sergüzeştin manasını anlayabilecek mi? Beni bu ıssız yaylaların ortasına atan ıstırap ona, pek manasız ve çocukça görünmeyecek mi? Bunun ciddiyet ve önemini ona nasıl ispat edeceğim?
Beni kimler anlar? Kimler derdime deva bulur? Beni bu illetten, beni bu gurbetten kim kurtarabilir? Hangi kardeş? Hangi hemşire? Hangi can yoldaşı? Hey, ana toprak, ne kadar merhametsiz, ne kadar katısın? Benim ıstırabıma ne kadar yabancısın? Ben senin üvey evladın mıyım? Yoksa sen benim üvey anam mısın? Eğer, ben senin üvey evladın isem bu kolu kimin yoluna feda ettim? Niçin şu anda, bu genç yaşımda bir derenin kenarında bir insan viranesiyim?