Alışkanlık işte. Bir şeyler yapmak diye düşünmeden edemiyor insan. Bir şeyler yapmak... Bir şeyler yapmalı. Ama arı beslemek, kuş, hayvan, tavuk beslemek, bitki, sebze, yemiş yetiştirmek gibi bir iş... Gülüyor.
Dişleri dökülmüş, kararmış kozalaklarla nedense kopmuş, yerde yatan yeşil kozalaklar, kozalak başlangıçları, kozalak düşleri, yan yana. Yeter ki yelden, güneşten başka bir şey düşürmesin bu kozalakları. Yeter ki bir el uzanmasın onları koparmak için...
Ölçü, herhangi bir nedenden ötürü, insanın içinde şaştığı zaman, yapılacak bir şey yoktur. Tanrı işlettiğini durdurmuş oluyor. Ama dışarıdan uzanan bir el, insanın içine girer, ölçüyü şaşırtmak isterse, insanın yapacağı tek bir şey vardır. O eli tutmak, o bileği bütün gücünü kullanarak bükmeğe çalışmak, gerekirse, kesmek. Ya da... İnsanın içine hiçbir elin uzanmağa hakkı yok, olmamalı.
Boş duvarlara çepeçevre baktı. Sanki bunlar duvar değillerdi de, bir yabancı yıldızın uzaklıkta gökle birleşmeyen çölleriydi. Burada güney, kuzey, doğu, batı yoktu, kendinden başka hiçbir şey yok... "On adım gittin de ayak izlerin silindi mi, yeniden kendine dönüyorsun! Hiç adımını atmamış gibi." Kâmil Bey, elini yüzüne götürdü. "Dünyada senden başka hiçbir şey kalmadı mı, sen de kalmamış oluyorsun!"