“Her gün biri çıkar, başlar benim ben demeye,
Altınları, gümüşleriyle övünmeye
Tam işleri dilediği düzene girer,
Ecel çıkıverir pusudan: Benim ben, diye.”
Hayvanlar yaratılışlarındaki kanaat etme duygusuyla çoğunlukla göreceli bir saadet bulur. Zira talepleri zevki, düşüncesi sınırlıdır. Lakin insan -insanıkâmil müstesna olmak şartıyla- aradığı istediği ve özlediği saadetin mahiyetini pek de bilmediği halde yine bilmediği bu meseleye bir had ve hudut tasavvur etmez ve tayin eylemez. Nice mesutlar vardır ki bu hırs ve tutku yüzünden mesut olmadığı zannında bulunur. Kendi kendine fani hayatını cehennemî bir hale getirir. Zaten en basit ve ilkel bir insanın, bir insan yavrusunun bile bitmez tükenmez bir emeli vardır. İnsan işte şu devirde her şey oldukça anlaşılmışken, anlaşılmayan bir muamma.
Düşününüz ki hayatı bir makineden, ruhu bir hayaletten vicdanı adi bir ırsiyetten ibaret gören o yaşamanın manasını anlayan olgun insanlar(!) yanında fazilet, fedakarlık, vazife gibi kelimelerin iddia ettiği maksattan daha gülünç ne olabilir?