Ben niyet ettim ki bu hayatı, dünyaya niye geldiğimizi, ne olacağımızı, bizi göndereni anlamadan terk etmeyeyim. Ah ne olurdu bu suallere olumlu veya olumsuz birer cevap verebilsem!
Bir kısmı ise Ramazan kandillerini görünce Müslüman olduğunu hatırlayan Müslümanlardandı. Kandiller yandı mı, ellerine tespihlerini alır, dinlememek ve hiçbir şey anlamamak şartıyla camileri dolaşarak Kuran ve vaaz dinler ikindi vakti kalkmak şartıyla oruç bile tutarlardı. Oruç tuttuğu halde namaz kılmaya lüzum görmeyenleri de vardı. Uzun bir namaz olan teravihe hiçbiri yanaşmazdı. Ramazan bitti mi bunların din duygusu da elveda eder giderdi. Mevsim elbisesi giyme kabilinden olan bu tür dindarlığa ben her yıl şaşardım.
Sadece okuyordum. Kaçırdığım dünya, insanlar ve zaman hakkında okuyordum. Yapabileceğim başka bir şey yoktu. Belki bir de kendimi öldürebilirdim ama ona da zamanım kalmıyordu. Çünkü tam kendimi asacakken uyuyakalıyordum.
Ancak ne kadar kendimi ikna etmeye çalışsam da, insanların arasında kendimi asla güvende hissetmiyor ve onlara inanmıyordum. Bana zarar vereceklerini ve etrafımı sarıp beni mutlaka nefessiz bırakacaklarını düşünüyordum. Beni kendilerine gömeceklerinden korkuyordum. Duygularının altında kalmaktan, düşünceleri tarafından ezilmekten, bedenlerinin ağırlığıyla kemiklerimin kırılmasından korkuyordum. Sürekli açılıp kapanan ağızları, bir türlü sabit durmayan elleri, bir görünüp bir kaybolan dişleriyle beni tehdit ediyorlardı.