Anais Nin’in "Dört Odalı Kalp" (The Four-Chambered Heart), yazarın içsel yolculuklarını ve karmaşık ilişkilerini sembolizmle harmanladığı en derinlikli romanlarından biridir. 1950 yılında yayımlanan bu eser, Nin’in "İçsel Şehir" (Cities of the Interior) serisinin bir parçasıdır ve yazarın kendi hayatından, özellikle de gitarist Bill Pinckard ile olan ilişkisinden izler taşır. Romanın ismi, insan kalbinin biyolojik yapısına bir atıf olmasının yanı sıra, duygusal bir metafor teşkil eder. Nin’e göre kalp; aşk, nefret, gerçeklik ve hayal gücü gibi farklı duyguların hapsolduğu odalardan oluşur. Karakterler bu odalar arasında gidip gelirken, bir odadaki mutluluk diğerindeki trajediyi engelleyemez. Hikâye üç ana karakter etrafında döner. Djuna, Nin’in pek çok eserinde karşımıza çıkan, yazarın alter egosu niteliğindeki karakter. Hayatını aşka ve fedakarlığa adamıştır. Rango, tutkulu, vahşi ve devrimci ruhlu bir Guatemala yerlisi. Djuna’nın büyük aşkıdır ancak kendi içsel kaosuyla boğuşur. Zora, Rango’nun eşi. Hastalıkları ve manipülatif tavırlarıyla Djuna ve Rango arasındaki ilişkinin üzerine bir gölge gibi çöker.
Olayların büyük kısmının geçtiği Seine Nehri ve üzerindeki tekne, kitabın en güçlü sembolleridir.
Tekne, dış dünyadan yalıtılmış, özgür bir aşk alanı gibi görünse de aslında karakterlerin kaçamadığı dar bir hapishanedir. Su, değişkenliği, duyguların akışkanlığını ve bazen de boğucu derinliğini temsil eder. Teknenin sürekli sallanması, karakterlerin duygusal dengesizliğinin fiziksel bir yansımasıdır.
Djuna, Rango’yu kurtarmaya çalışırken kendi benliğini feda eder. Zora’nın varlığı ise Djuna’da sürekli bir suçluluk duygusu yaratır. Nin, aşkın her zaman iyileştirici olmadığını; bazen tarafları tüketen, karanlık ve takıntılı bir boyuta evrilebileceğini gösterir. Djuna,