Bir evlat olarak görevlerim, hiç açık vermeden, işitebileceğim laflardan kendimi korumak için tasarlanmış bir dizi geleneği yerine getirmekten başka bir şey değil.
İnsanlara iyilik yaptıklarında duyduğumuz sevgi, hata işlediklerinde duyduğumuz nefrete kıyasla öyle küçük ki, en kolay hiçbir şey yapmamak, hiçbir şey söylememek ve hiç kimseyi sevmemek oluyor.
O bakımdan kötü geçen günler bile iyiydi çünkü o günleri de hissediyor ve hissettiğimi hatırlıyordum. Bu şekilde yaşamanın çok hassas bir tarafı var — bir müzik aletiymişim de dünya bana dokunup içimde titreşiyormuş gibi.
Hayatı içime çekiyor gibi hissederdim o zamanlar, günün sonunda gördüğüm ya da duyduğum güzel bir şeyi aklıma getirmek için kendimi zorlamam gerekmiyordu.