Yazmadığım zaman sadece yorgun, üzgün, sıkıntılı, yazdığım zaman ise korku ve gerginlikten dolayı harap oluyorum. Görünen o ki ikimiz de birbirimizden şefkat bekliyoruz, ben sana bırak beni gideyim diyorum, sen de aynı şeyi söylüyorsun, ama bu gerçekleşmesi en korkunç çelişki.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
İnsan bazen sabah uyandığında gerçeğin, birkaç solmuş çiçeğin bulunduğu, içine girilmeye hazır açık bir mezar gibi yatağın hemen kenarında olduğunu düşünüyor.
Evet, kesinlikle bana bir "angarya"yı yerine getiriyormuşçasına yazma, yazmak "istiyorsan" bile yazma, yazmak "zorunda" olsan bile yazma, ama geriye ne kalıyor ki? Bunların dışında ne kalıyorsa.
Ama nedense vücudum bu insanların hep bu şekilde iyi olacağına inanmıyor, korkuyor, dünyayı kurtaracak bir girişimde bulunmaktansa duvara doğru sinip, beklemeyi tercih ediyor.
İnsan neden doğru olanın, intiharı önleyen bu istisnai gerginlikle birlikte yaşamak olduğu gerçeğini kabul etmez? (Buna benzer bir şey söylediğin zaman sana gülmüştüm.) Bilakis, husursuz bir şekilde bunu azaltmaya çalışır ve sonra düşünemeyen bir hayvan gibi çıldırır (hatta hayvanlar gibi düşünememek hoşumuza gider), bu düzensiz, azgın elektriği vücudunun içine yöneltir ve böylece tükenip gider?