“Hikâyeler değişti, evlat,” dedi. “Artık iyi ve kötü arasında savaşlar, katledilecek canavarlar, kurtarılmayı bekleyen bakireler yok. Tecrübeme dayanarak söylüyorum, bakirelerin çoğu kendilerini kurtarabilmeye fazlasıyla muktedirdirler. En azından bir şeye değecek olanlar. Mücadeleler, canavarlar ve mutlu sonlar içeren basit masallar kalmadı artık. Mücadeleler amaç ya da yol netliğinden yoksun. Canavarlar farklı biçimler alıyorlar ve ne olduklarının ayırt edilmesi güç. Ve hiçbir zaman gerçek sonlar yok. Mutlu ya da mutsuz. Her şey sürüp gidiyor, üst üste biniyor, bulanıklaşıyor; senin hikâyen kız kardeşinin, onunki başka hikâyelerin bir parçası ve bunların hangisinin sonunun neye çıkacağını kestirmek imkânsız. İyi ve kötü, bir prenses ve ejderhadan ya da bir kurt ve kırmızı başlıklı kızdan çok daha karmaşık. Hem ejderha da kendi hikâyesinin kahramanı değil mi? Kurt, bir kurtun davranması gerektiği gibi davranmıyor mu? Gerçi belki de avıyla oynamak için büyükanne kılığına bürünme zahmetine girecek tek bir kurt vardır.”
"Bir arada tutulamayacak şeyleri tutmaya çalışmaktan yoruldum, […] Kontrol edilemez olanı kontrol etmekten. Tamir edemeyeceğim şeyleri bozma korkusuyla, isteklerimi inkâr etmekten. Biz ne yaparsak yapalım, zaten bozulacaklar."