“Bazı insanlar için, daha önemli olması gereken bir insanı yarı yolda bıraktıklarını kabul etmektense sevdikleri birinin içinde kötülük olmadığına inanmaları daha kolaydır.”
Basın açıklaması; :) - Kitaba puanım 7.5 ama uygulamamızda ara puanlar yok. İncelemeye başlamadan belirmek istedim. İlk kitaba 7 vermiştim. BİRAZ cümle yapılarının iyileştiğini düşünüyorum çünkü. Devrik cümleler dolusu bir giriş oldu kusuruma bakmayın ve kitaptan daha uzun bir inceleme yazmış olduğumu görmezden gelinnnn.
Öncelikle bir konuda anlaşalım. Bu seri dark romance falan değil. Bu bildiğin polisiye/dram. Evet içinde romantik bir ilişki var ama hikâyenin merkezinde travma, intikam, cinayetler ve yıllar boyunca hayatı mahvolmuş insanlar duruyor. Özellikle bu ikinci kitapta gerilim tarafı çok daha baskındı. Sürekli şimdi bir şey olacak hissiyle okudum. Ortaya çıkan yeni katiller, geçmişten gelen parçalar ve olayların giderek büyümesi yüzünden kitabı elimden bırakmak gerçekten çok zordu.
İlk kitaba göre bu kitabı daha çok sevdim. Hâlâ edebi açıdan sıkıntılarım var. Diyaloglar bazen fazla yapay geliyor ve bazı cümleler hâlâ bayat. Ama ilk kitaba kıyasla kalemin biraz daha toparlandığını düşünüyorum. Özellikle olay akışı çok daha sürükleyiciydi. İlk kitapta gözüme daha fazla batan şeyler burada biraz geri planda kaldı çünkü hikâye insanı sürekli içinde tutuyor.
Kitabın en sevdiğim taraflarından biri de o gece yaşananları bize tek seferde vermemesi oldu. Her bölümde yeni bir parça öğreniyoruz ve öğrendikçe olay daha da korkunç bir hâl alıyor. Sadece Lana’nın değil, çevresindeki insanların da hayatlarının nasıl paramparça olduğunu görmek gerçekten çok ama çok üzücüydü. Lindy’nin yaşadıkları mesela… Lana’yı kurtarmaya çalışırken kendi hayatının da mahvolması, kimsenin ona inanmaması, hatta kocasının bile onu yalnız bırakması gerçekten insanın içini acıtıyor. Kitapta beni aşırı sinirlendiren mağdurların yalnız bırakılmasıydı. Hep öyle olmaz mı gerçi. İnsanların