Erich Fromm’un Olma Sanatı, Sahip Olmak ya da Olmak kitabından arda kalan notlarının, ölümünden sonra asistanı tarafından derlenerek yayımlanmış bir eser. Fraktal bir örgüyle bir araya getirilmiş bu metin, sade ve anlaşılır diliyle parçalı bir anlatımdan bütünsel bir sonuç çıkarmaya imkân tanıyor. Çünkü kitap, lineer bir argüman kurmaktan çok, bir düşünme pratiği olarak ilerliyor.
Daha başında bir uyarı levhası var: “Bu kitabı bir kişisel gelişim kitabı olarak okuyacaksan şimdi elinden bırak.” İlginç olan şu ki, kitap tam da bir kişisel gelişim hissiyle başlıyor. Sayfalar arasında kendini tekrar eden, yer yer kendiyle çelişen pasajlara da rastlamak mümkün. Bu haliyle, sosyal medyada sıkça karşılaştığımız doğu öğretileri ve kişisel gelişim klişelerinin bir kısmıyla çatışırken, bazılarına göz kırpıyor.
Metnin asıl gücü, teknik detayların arasına yerleştirilmiş analiz katmanında ortaya çıkıyor. İçselleştirilerek okunduğunda, okura oto-analiz evrelerine dair ipuçları sunan bu yapı; oto-analiz, öz-farkındalık ve meditasyon olmak üzere üç ana başlık etrafında şekilleniyor. Ortak noktaları ise insanlıktan “insan”, insandan “birey” olma sürecinde bir yön tayin etmeye çalışmaları. Kitap, bireyselciliği sert bir şekilde reddetmiyor, bireyselleşmenin kişi için gerekli bir süreç olduğunu savunurken, aşırı bireyselleşmenin yaratacağı tehlikeler ile dengeli bir sınır çiziyor.
Benim için metnin en kritik iki meselesi, çağımızın kronik problemi olan farkındalık ve odaklanma oldu. Fromm farkındalığı iki taraflı ele alırken önemli bir noktaya temas ediyor: Kazandığın farkındalık, eğer onunla ne yapacağını bilmiyorsan, bir kazanç olmaktan çıkıp zihinsel bir yüke dönüşebiliyor. Bu tespit oldukça yerinde. Ancak aynı yaklaşımı odaklanma konusunda sürdürdüğünü söyleyemem. Fromm odağı daha