Biliyorsunuz, ne zaman yepyeni bir atılıma hazırlansam her seferinde yere serildim. Yine yere serilmeye gidiyorum, bunu yüreğimin en derinlerinde hissediyorum. Her şeye rağmen ve her şeye karşı, bu sefer bir parça daha umutluyum. İş işten geçtikten sonra ayıldım zira, her zamanki gibi. Aslında en doğru ayılma zamanı da iş işten geçtikten sonradır, çünkü öğretici bir yanı vardır, ne öğrettiğini tam olarak bilemiyorum. Ayrıca şu akıp den günlerinde yuvarlandığımız hayatı düşününce, o hayattan ne öğrendiğini kim tam olarak bilebilir ki? Hayat bir okul değil ki öğrendiklerimizi deftere yazıp ezberleyelim ve sınav günü geldiğinde de yüz alalım.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Şimdi, seneler sonra, çok uzaktan bakınca o yarım, bulanık hatıraya, azgın bir dalganın kayalıklara attığı iki sandal geliyor aklıma, kırık dökük, sağlam kalan parçaları da yeni dalgalarla birlikte birbirine vura vura un ufak olan.
Şu küreciğe baktığım zaman, Tanrı'nın onu, fenalık eden bir varlığın eline bıraktığını sanıyorum. Yanı başındaki şehrin mahvolmasını istemeyen bir şehir, başka bir aileyi yok etmek istemeyen bir aile neredeyse hiç görmedim. Her yerde zayıflar önlerinde süründükleri güçlülerden nefret ederler, güçlüler de onlara, yünü ve eti satılık sürüler gibi davranır. Daha dürüst bir işleri olmadığı için, eğitim görmüş bir milyon katil, ekmek parası kazanmak için Avrupa'nın bir ucundan diğerine giderek, düzenli bir şekilde insan öldürür, haydutluk eder; barış içinde yaşar gibi görünen sanatların geliştiği şehirlerde insanlar, kuşatılmış bir şehrin uğradığı beladan daha çok kıskançlık, zorluk içinde kıvranırlar. Gizli acılar genel yıkımlardan daha acıdır.