Rahmi Koç’un anlattığı fıkrada "Kürt" kelimesinin geçmesine takılmamak gerek; zira fıkranın orjinalinde kastedilen Anadolu kadınıdır. Koç gibi sermaye figürlerinin ne millet düşmanlığı ne de aidiyet hissettikleri bir millet bilinci vardır.
Jean-Paul Sartre’ın Nazi Almanyası’ndaki Yahudi düşmanlığı için kurduğu şu ifadelerdeki Anti-Semitizm kavramını ırkçılık diye okursak ne kadar doğru olduğu anlaşılacaktır.
"Bana kalırsa, anti-semitizmin yoksul insanların züppeliği olduğu rahatlıkla söylenebilir. Çünkü zenginler bu tür duygulara kendilerini kaptırmaktan çok, onları çıkarlarının elverdiği yönde kullanmayı tercih ederler. Bunu iyi becerir onlar. Dolayısıyla anti-semitik zihniyet, doğal olarak, orta sınıf insanların arasında yaygınlık gösterir. Bunun böyle olmasının asıl sebebi de, pek tabii, bu insanların kendilerini daha ihtiyatlı tercihlere zorlayacak ne topraklarının, ne şatolarının ne de evlerinin olmayışıdır."
Rahmi Koç dediğimize de bakmayın oda bir sembol. Türkiye’deki ve dünyadaki sözde elitist burjuvazinin gözünde, kendi fildişi kulelerinin dışında kalan tüm insanlık; ucuz, aşağılanması gereken ve "evrimini tamamlayamamış" kitlelerden ibarettir. Onların kitabında ırk, dil veya din ayrımı yoktur; onlar için yalnızca iki millet vardır: Yoksullar ve Zenginler.
Bu sebeple, herhangi bir etnik unsurun bu fıkrayı üstüne alınmasına gerek yok. Ses yükseltmesi ve karşı çıkması gereken, tüm ezilen halklardır.
İşin en kötü tarafı ise bu aşağılanmanın kitlelerde rahatsızlık uyandırmaması. Halklar, kendilerini sömüren bu zihniyete yaranmaya, yavşamaya, onların önünde eğilmeye ve kölelik düzenine boyun eğmeye devam ediyor.
Frantz Fanon’un "Siyah Deri, Beyaz Maskeler" adlı eserinde David Diop’tan alıntıladığı şiir efendisine benzemeye çalışan kölenin halini çok