Homo consumens (tüketen insan), esas hedefi, öncelikle sahip olmak değil, tüketmek ve gitgide daha çok tüketmek olan insandır. Böylece içindeki boşluğu, edilginliği, yalnızlığı ve kaygıları gidereceğini sanır. Dev girişimlerin, dev bir sanayinin, hükümet ve sendika bürokrasilerinin şekillendirdiği bir toplumda, çalışma konumunu ve koşullarını hiç etkileyemeyen birey, kendini güçsüz, yalnız, bıkkın, sıkılmış ve kaygılı hisseder. Bir yandan da büyük tüketim sanayilerinin kâr ihtiyaçları reklâmlar yoluyla onu obur bir yaratık haline getirir; bu müthiş emici yaratık, tüketmek ve hep daha çok tüketmek ister. Onun için her şey (sigaralar, içkiler, cinsellik, filmler, televizyon, geziler ve hatta eğitim, kitaplar ve konferanslar bile) birer tüketim maddesi olmuştur. Ayrıca üretim çarkının dönebilmesi için yeni uydurma ihtiyaçlar yaratılır, insanın zevkleriyle ve beğenileriyle oynanır.